Ana Sayfa / Kitaplar / Tek Bir Olayla Değişen Hayatlar Ve Stefan Zweig

Tek Bir Olayla Değişen Hayatlar Ve Stefan Zweig

Bir gecede insan yaşamının değişmesi, yüzyıllar süresince pek fazlaca hikâyeye mevzu olmuştur. Türk Halk Edebiyatı’nda bile bazı ozanlar, bir gece gördükleri rüya sonucu saz çalmayı öğrendiklerini iddia ederler ki bu geleneğin kökü Orta Asya’daki Göktürklere ve öteki Gök Tanrı’ya inanan Türk topluluklarına dek uzanır. İslamiyet öncesi ozanların bir kısmı rüyalarında dağ ve su ruhlarını gördüklerini, onların kendilerine kopuz çalıp destan anlatmayı öğrettiklerini iddia etmişlerdir. İslamiyet sonrasında ise ozanların rüyalarına girerek onlara saz çalıp şiir söylemeyi öğretenler pir yada Hızır olmuştur. İnsanlık tarihinde uzun süre süresince olağan dışı hikayelerle anlatılan bir gecede tüm yaşamın değişmesi durumu, vakit geçtikçe meta-fiziksel hikâyelerden ziyâde, günlük hayatta insanların yapmış olduğu köktencilik değişikliklerin anlatıldığı hikâyeler haline gelir. Bir günde varlıklı olan ya da âşık olup yaşamı değişen insanoğlu ve daha niceleri. Zweig’ın ise bu mevzuya yaklaşımı, geçmişte oluğu benzer biçimde mitsel bir yaklaşıma nazaran daha çağdaş, kişisel bazda bir değişiklik.

Birçok hikâyesinde yapmış olduğu benzer biçimde Zweig, inceleyeceğimiz Muhteşem Bir Gece hikâyesinde de ana karakteri bir aracı kullanarak okuyucusuna tanıtır, sonrasında da aracıyı hikâyesinden çıkararak okuyucuyu ana karakter ile başbaşa bırakır. Muhteşem Bir Gece’de ana karakter, beklenmedik şekilde erken ölen ailesinden kalan miras sonucu zenginliğe kavuşmuş ve mesleğini bırakmış bir barondur. Bayağı zevkleri ile averaj bir burjuva yaşamı yaşar fakat, sevgilisi ondan ayrıldıktan sonrasında hayata karşı duyarlılığını kaybeder. Uzun süre süresince, aslen zevk almış olduğu eylemlerden zevk alamaz bir hale gelir. Ta ki, bir gece yaşamı değişene kadar. Zweig’ın hikâyesinde büyü ya da insan dışı bir unsur yok! Bir sabah uykusundan uyanıp yapamadığı şeyler icra eden insanoğlu mevcut değil. Bir tek zincirleme kararlar sonucu kendisini asla olacağını düşünmediği bir yerde gören bir insan var.
Zweig’ın Freud’dan fazlaca etkilendiği malum bir gerçek olduğuna bakılırsa, kitaptaki karakterimizin muhteşem bir gece yaşamasının sebebinin uzun süredir bastırdığı süper egosu bulunduğunu söyleyebiliriz. Hayatta toplumun onun için seçtiği, uygun bir rol çerçevesinde yaşayan bir insanoğlunun bu görevi devam ettirmeyi bir gecede yaşadıkları sonucu bırakması… Bu cümle ne kadar bu kitap için yazılmış olsa da etrafımızda bu şekilde değişime uğrayan insanları görmek mümkün. Into The Wild filmimizde, bir gecede verdiği ani bir kararla toplumdan kaçan Alexander Supertramp (filmin hikayesi gerçek olaylardan alınmıştır), ABD’da orta sınıfın klasik yaşamına karşı çıkan Beatnikler, Hippiler ve ani bir kararla yaşamını değiştiren öteki insanoğlu. Bunların hepsi, Zweig’ın Muhteşem Bir Gece’de bizlere anlatmak istediği insan tipine uygun, toplumun bireylere biçtiği rolleri reddeden kişilikler. Peki hayatından rahatsız olan her insan niçin aynı şeyleri yapmaktan vazgeçemiyor? Niçin acı çekmelerine karşın yapmış olduğu rutin eylemlere devam ediyorlar? Bunun sebebi ömrümüz süresince kendimize yalan söylediğimizi kabul edemememiz olsa gerek. Zweig’ın karakteri bunu bir iç hesaplaşma neticesinde değil de zincirleme vakalar bütünü içinde keşfediyor.

Günümüz dünyasında kiracılıktan kurtulup ev almak için yirmi yıl süresince sabah sekiz akşam beş çalışan bir işgören, ev alsa bile bir şeyin değişmeyeceğini ve yaşamının gene aynı monotonluk –Camus’nün tabiriyle Sysphos’un trajedisi gibi- içinde devam edeceğini kabullenemiyor. Şu sebeple bunu kabul etmekten korkuyor! Ev sahibi olmak metaforu üstünden değindiğimiz insanoğlunun eksiklerine, gereksinim duyduklarına haiz olmasının gerçek mutluluk ve başarı anlamına gelmediği açık bir gerçek, hatta ucu bulunamayan bir kördüğüm, bir çıkmazdır. Kafkavari bir yaklaşımla bu çıkmaza bakarsak; hiçbir insan toplumun ona yüklediği, amacını ve nedenini bilmediği görevleri yaparak ömrünü tükettiğini bilmek istemiyor. İnsan olmanın gereği olarak değiştiremeyeceklerimizi yanlış yaptığımızı kabullenerek güçsüzlüğümüzü örtmek istiyoruz. Fakat bir gerçek daha var; eğer insan bir kere güçsüzlüğünü görürse bu deneyimden güçlenerek çıkacaktır. Bilindik fakat doğru bir deyişte de değinildiği benzer biçimde: “Beni öldürmeyen şey kuvvetlendirir.” Yaşamı bir vaka neticesinde değişen insanların bazıları, kendisini güçlendirecek bu deneyimle Zweig’ın karakteri benzer biçimde talih eseri yüzleşiyor. Bazıları ise Alexander Supertramp benzer biçimde kendi çabalarıyla, bazıları da yazımızın başlangıcında değindiğimiz benzer biçimde tanrısal bir yazgıyla. Gene de kabul edilmesi ihtiyaç duyulan bir gerçek var ise o da şudur: hayatta bu şekilde bir deneyimi hayata devam etmenin sonucu ne olursa olsun, hayata daha mutlu bir şekilde devam ederiz.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir