Ana Sayfa / Akustik / Sesiyle Sessizleşen Bir Diva: Suna Korad

Sesiyle Sessizleşen Bir Diva: Suna Korad

“1960’lı seneler… Bulgaristan-Rusçuk’ta, G. Verdi’nin ‘La Traviata’ operası oynanıyor. Baş hanım oyuncu ‘Violetta’ rolünü canlandıran ise Suna Korad var. Sanatçı temsil için Sofya’dan Rusçuk’a, dönemin Türkiye Büyükelçisi ile geliyor. Prova için operaya gittiğinde, hademe ona bir kart uzatıyor. Nâzım Hikmet’ten gelen bu kartta şu şekilde yazmaktadır: “Senelerdir Türkçe’ye özlem, bir Türk şairiyim. Operadaki rolünüzü Türkçe oynamanızı rica ediyorum. ” Bu rica üstüne Suna Korad, bir günde hazırlanmış olur ve temsil gecesi şarkılarını Türkçe söyler. Oyunun sonunda, ölmek suretiyle olan Violetta, duyduğu bir anlık ‘ölüm iyiliği’ sebebiyle Tanrı’ya teşekkür için ellerini kaldırarak sahnenin önüne doğru gelip, “Yaşıyorum yaşıyorum” söylediği anda – ki, birazcık sonrasında düşerek ölecektir- Nâzım, oturmuş olduğu yerden kalkarak üçüncü sıranın başına kadar gelir, gözlerini büyük bir teşekkür duygusuyla Suna Korad’ın gözlerine dikip kollarını çaprazlama göğ­sünde kavuşturarak başıyla onu merhabalar ve arkasını dönerek hızla salondan ayrılır. Bu sırada, gözlerinden yaşlar süzülmektedir. (Bu teatral sahneyi düşündüğümde, Nâzım’ın hasret şiirlerinin, insanı niçin bu kadar derinden sarstığını daha iyi anlayabiliyorum.) Bu tarz şeyleri büyük bir duyarlılıkla ve gözleri dolarak özetleyen Suna Korad, sonrasında şunları ekliyor: “Nâzım, klasik Batı müziğini oldukça iyi biliyordu. Madame Butterfly’ın ilk perdesini Türkçeleştirmiş ve prozodiye en uygun, şiirsel bir tercüme yapmıştır. Bu yüzden, Violetta’nın da sahnede ne vakit düşüp öleceğini biliyordu ve bunun için de ‘teşekkür’ zamanlamasını oldukça iyi yapmış oldu.” Nâzım sonrasında da operanın müzik direktörüyle bir ‘teşekkür’ mesajı gönderir. Direktör, mesajı iletir ve ekler, “Size zarar vermemek için yanınıza gelmedi” der. Şundan dolayı o yıllarda Nâzım ‘sakıncalıdır’.”

*Taha Toros Arşivi

1935 senesinde İstanbul’da doğan Korad, 8 yaşlarında Ankara Devlet Konservatuarı’nda Ulvi Cemal Erkin’in piyano talebesi olur, şan dersleri alır. Ankara Devlet Operası’nda “Lucia” rolüyle ilk kez sahneye çıkar.

1959’da Beethoven Festivali’ne, 1966’da Scala Operası sanatçıları ile Verdi Festivali’ne katılır.

Paris’teki “National Opera”da sahneye çıkan ilk Türk’tür. Maria Callas’ı yetiştiren Madam Elvira de Hidalgo ile şan çalışan Suna Korad’a 1981 senesinde ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı verilmiştir. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden 1996’da emekli olup, sonrasında ise Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde Opera Ana Sanat Dalı Başkanı olur.

Koloratur soprano (en tiz kadin sesidir) olan diva, sesini teknik açıdan ustaca kullanımı, sahne kişiliği, güzelliği ve zarafetiyle adını dünya devleri arasına yazdırmıştır. Sessiz bir şekilde ve yalnız başına 2003 senesinde aramızdan ayrıldığında Ayten Gökçer’in gözyaşlarına karışan derin cümlelerini duyarız;

“Sanatçılar yoktu. TRT haricinde TV kameraları, gazeteciler yoktu. Kimse bilincinde bile değildi bu mühim kaybımızın… Suna Korad bu muameleye mi lâyık? İçimden mikrofona çıkıp medyanın bu vurdumduymazlığıyla alay etmek geldi. Sanatçı unvanını rezil eden insanların ipe sapa gelmez, seviyesiz diyaloglarını günlerce yine yine veren ‘kim kimi havuza itti’ diye magazin programları dizenler için gerçek sanatçıların asla mi kıymeti yok?

Öteki uluslar sanatçılarına bunu mu yapıyorlar? Günlerce hususi belgeseller hazırlanıp sunuluyor onlar için… Yazıklar olsun.”

Cemal Reşit Rey, Prenses Fazıla Ürgüplü, Suna Korat, 1975

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir