Ana Sayfa / Galeri / Ressamların Filozofu: René Magritte

Ressamların Filozofu: René Magritte

René Magritte, resimde sürrealizm akımının en önde gelen isimlerinden biri kuşkusuz.

Sürreal” kelimesi “gerçeküstü” anlamına geliyor. Fakat René Magritte’in sanatı sürrealin de üstünde bir yerlerde. Eğer onun resimlerine kafa yormaya karar verdiyseniz gerçekle gerçek olmayan arasındaki bulanık bölgede birazcık zaman geçireceksiniz anlamına gelir.

Magritte’in resimlerini incelemek, bambaşka bir gerçeklik algısının olduğu alternatif bir evrende gezintiye çıkmak benzer biçimde. Yolculuğunuzda devasa elmalara, uçan melon şapkalı adamlara, taştan bulutlara ve yılan şeklinde mumlara rastlayabilirsiniz, dikkatli olun!

Onun resimlerinde bir anlam aramak sizi resimlerden oldukca uzağa götürür. Şu sebeple resimleri çözülemediği seviyede anlamlıdır. Kendisi de tablolarının “hiçbir” anlama gelmediğini ileri sürer esasen. Halletmeye çalmış olduğu aslolan şey bilinmeyenin içindeki gizem duygusunu uyandırmaya çalışmaktır; fakat ifşa etmek değil, yalnız uyandırmak.

Gerçekliğe meydan okuyan bu eksantrik insanın esrarengiz yaşamına resimleri üstünden bir bakış atalım.

İmgelerin İhaneti, 1929

Magritte, imge-dil-gerçeklik üçgenini yerle bir etmiş olduğu bu klasiğinde altında “bu bir pipo değildir” yazan bir pipo resmiyle seyirciyi tablonun hangi kısmına inanması gerektiği mevzusunda ikileme düşürüyor. Son aşama gerçekçi pipoyu gören kendi gözlerimize inanmakta güçlük çekiyoruz. Birçok eleştiriye maruz kalan bu fotoğraf hakkında Magritte; “Şu pipo için bana ne oldukca sual soruldu. Siz benim tablomdaki pipomu doldurabilir misiniz? Yapamazsınız, değil mi? O yalnız bir temsil. Eğer tablomun altına “Bu bir pipodur” diye yazsaydım, size yalan söylemiş olurdum.” açıklamasıyla gönüllere su serpiyor.

Çift Gizemler, 1966

Magritte, ressam ve felsefeci kimliğinin yarış halinde olduğu bu resimde İmgelerin İhaneti’ni başka bir pipo resminin içine koyarak alaycılığını bir üst seviyeye taşıyor. Seyirciye duvardaki piponun gerçek bir pipo, tuvalde çizilmiş olan piponun da onun temsili bulunduğunu düşündürüyor; fakat sonuçta ikisi de aynı tuval üstünde. Kısaca gördüğümüz iki değişik “pipo temsili”nden başka bir şey değil aslen.

Aşıklar II, 1928

Resimlerin başka bir ortak teması: gerçekleşmemiş arzular. Öpüşen aşıkların yüzlerini örten kumaşlar tutkunun yerini hüsrana bırakmış.

René 14 yaşlarındayken nehire atlayarak intihar eden anası, elbisesi yüzüne örtülmüş şekilde bulunuyor. Magritte’in yüzü örtülü karakterlerinin bu travmatik vakadan etkilenerek oluştuğu iddialarını ise kendisi komik buluyor.

Golconda, 1953

Magritte resmin yalnız bir temsilden ibaret bulunduğunu düşündüğüne gore gerçekdışı her şeyi resmedebilirdi. Evet, bir insan yağmurunu bile!

Kavrayış, 1936

Ressam, yumurtaya bakarak kuş çizdiği bu resimde, ihtimaller içinde geleceği kendi hayal gücüne bıraktığını göstererek bizi de kendi kafa karışıklığımızla başbaşa bırakıyor.

Perdelerin Sarayı III, 1929

Sanatçı, gökyüzünün yansımasının yanına Fransızca “sema” yazarak nesneler ve sözcükler arasındaki ilişkiyle oynamaya devam ediyor.

Dinleme Odası, 1952

Objeleri alışılmadık ortam ve boyutlarda çizerek imge-obje düalizmini kırdığı eserlerden biri daha.

Perspektif II, Manet’nin Balkonu, 1950

Bu resimde, insanların yerine tabut koyarak  Edouard Manet’in “Balkon” adlı resmiyle alay ettiğini söyleyebiliriz.

Düzmece Ayna, 1928

Buradaki sema, gözün gördüğünün bir yansıması mıdır? Yoksa başka bir gerçekliğe oluşturulan bir kapı mıdır?

Her halükarda Düzmece Ayna, dünyaya değişik bir gözle bakmamız için bir çağrı olsa gerek.

Altın Efsaneleşmiş, 1958

Ekmeklerin uçuşu hariç her detay oldukça gerçekçi.

Bir Seyahatin Hatırası, 1958

Magritte’in oldukça rahat bir şeyi alıp kendi gerçeklik algısına entegre etmesiyle ortaya çıkan şahane eserlerden biri.

Hazırlanmış Buket, 1951

Magritte insanı mükemmel fakat bununla beraber onu çevreleyen öteki her şeyle eşit olarak görüyordu. Arkası dönük, melon şapkalı insanın sırtında Sandro Botticelli’nin “İlkbahar” adlı kitabından Flora’nın figürü var. Kısaca Bahar Tanrıçası olan Flora’nın bir buket çiçekten üstün olmadığını anlatmak istiyor bizlere.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir