Ana Sayfa / Akustik / Radiohead önce dijital ortamda

Radiohead önce dijital ortamda

Yazıya albüm incelemesi olarak başlamıştım. Yazdıkça Radiohead güzellemesine dönüştü. Bunun için oldukça üzgünüm sadece söz mevzusu Radiohead olduğunda objektif olamıyorum. Bunun farkındayım fakat gene de bu albümün mükemmelliğinin benim Radiohead sevdam ile alakası yok. Baştan söyleyeyim A Moon Shaped Pool son yılların en iyi albümü.

Radiohead şu an müzik icra eden neredeyse tüm adları bir halde etkilemiş ve bana nazaran çağıl müziğin şu anki noktaya gelmesine en büyük katkıyı elde etmiş gruptur. Yaptıkları her albümle endüstriyi bambaşka noktalara getirdiler. Dördüncü albümleri Kid Abir çok otoriteye nazaran 2000’li yılların en iyi albümü olarak görülmekte.

 

Radiohead-new

 

Albümü incelemeye geçmeden önce Radiohead’deki müzikal değişimden birazcık anlatmak isterim. Grubun ilk zamanlarındaki Pablo HoneyThe Bends ve OK Computer saf rock içeren albümler. “Creep, Let Down, Paranoid Android, Fake Plastic Trees” benzer biçimde marş olmuş şarkılar bu erken dönem Radiohead’e ilişkin. Süre ilerledikçe Thom Yorke’un etkisiyle grup elektronik altyapılara aşina olmaya başladı. “Eğer bir tercih yapmak zorunda kalsak gitar yerine laptopu seçerdik.” Evet, Thom Yorke bu şekilde söylemişti. Bigün KidA çıkageldi. Hepimiz, Radiohead’e neler olmuş bunlar iyi mi şarkılar, Creep’i meydana getiren adamlarla Idioteque’i yapanlar iyi mi aynı olabilir gibisinden yorumlar yapıyordu. Albüm zor da olsa sindirildi ve bir çok otoriteye nazaran bu Radiohead’in yapmış olduğu en iyi şeydi. Grup bu albüm sonrası elektronik müzikten asla ayrılamadı. Gene elektronik ağırlıklı Amnesiac ve gitar temelli rock müzik ile elektronik müziğin harmanlanmış hali olan Hail to the Thief gösterildi. 2012 yılına geldiğimizde grubun elektronik müzik sevdasının en büyük dışavurumu diyebileceğim The Kings of Limbs çıktı. TKOL hakkaten oldukça kaliteli bir albüm ki aksi aslına bakarsan mümkün değil. Fakat en azılı Radiohead fanlarının bile sindirmekte zorlandığı(hatta sindiremediği) şarkılar vardı içinde. Bir de Thom Yorke‘un Lotus Flower klibinde etmiş olduğu insanüstü güzellikteki(!) dansı.

Ed O’brien. Ed ile ilgili anlatmak istediğim bir şey var. Başlangıçta ritim gitarist ve back-vocal işlerini üstüne alıyordu. Grupta hepimiz her şeyi çalabildiği için ‘o gitarist, bu klavyeci’ seçimi roller zaman içinde müzik anlayışı elektronik temelli ilerleyince belirsizleşmeye başladı. Bu durumdan en oldukça etkilenen haliyle Ed O’brien oldu. Grup elektroniğe kaydıkça; konserlerde Ed’in asla keyif almadığı görülüyordu. The King of Limbs de neredeyse asla yeri yok.  Aynı şekilde albümün Live From Basement kaydında da oldukça belirgin bir halde mutsuzdu. Grubun OK Computer’de ki tarzda devam etmesini en oldukça isteyen üyenin Ed olduğu her daim biliniyordu. Hatta bir dönem gruptan ayrılma aşamasına kadar gelmişti. A Moon Shaped Pool ise sonunda bu insanın kendinden bir şeyler katabildiği bir albüm olmuş. Evet, Ed O’brien senin için oldukça mutluyum grubun en uzun ve tek güzel insanı.

 

7185645143_ffdeec2dfa_b

TKOL sonrası grup üyeleri bireysel projelerine yöneldi. Jonny Greenwood, Paul Thomas Anderson filmlerine soundtrack hazırladı. Thom Yorke önce Flea’lı süper grup Atoms For Peace ile albüm çıkardı. Peşinden süpriz bir halde Torrent üstünden Tomorrow’s Çağıl Boxes’i yayınladı. Gene davulcu Phil Selway kendi albümü Weatherhouse’u yayınladı.

 

13119953_10153401187697245_4599701850640953536_o-1

 

Nisan ayına gelindiğinde albümün yayınlanması ile ilgili fanlar içinde teoriler üretilmeye başladı. In Rainbows ve The King of Limbs yayımlanmadan bir ay önce yapım şirketi kuran grup gene bir yapım şirketi kurunca albümün oldukça yakın olduğu öne sürüldü. Daha önce radiohead.com’dan albüm alan her insana Burn The Witch posteri gönderildi. Peşinden grup tüm toplumsal medya hesaplarındaki her şeyi sildi. Fotoğraflar, videolar vs her şeyi. Bu tam da Radiohead’den beklenecek tarzda bir lansman kampanyası. Ertesinde Reddit’de bir kullanıcı Amazon’dan albümün adı ve şarkı listesini sızdırdı. Beklenen an ulaştığında takvimler 8 Mayıs’ı gösteriyordu. Albüm ilk olarak Apple Music ve Google Play’de gösterildi. İlk aşamada Thom Yorke ile arası açık olan Spotify da yayınlanmadı. Ondan sonra problemler giderildi ve A Moon Shaped Pool ile beraber tüm Radiohead külliyatı eksiksiz olarak Spotify da yerini aldı. Fizyolojik edisyonları da tüm dünyada meydana getirilen ortak bir etkinlikle birlikte satışa sunuldu. Bu etkinliğin Türkiye ayağında yaşanmış olan üzücü olaylardan anlatmak istemiyorum. Yaşananlar tek kelimeyle vandallık.

Hepsi ayrı ayrı başka grupları Radiohead seviyesine çekecek bu adamların tamamı aynı grupta olunca ortaya çıkan albümlerin tüm bileşenleri haliyle muhteşem uyumlu oluyor. Bu durumun getirmiş olduğu oldukça katmanlı müzik Radiohead ile özdeşleşmiştir. AMSP da ise bu oldukça katmanlılık inanılmaz seviyelere çıkmış. Her dinleyişte başka başka detaylar duyuyorsunuz. Benim önerim iyi bir ses sistemi yada kulaklıkla dinlemeniz. Aksi takdirde albümün hakkını tam verememiş olmuş olursunuz.

 

 

13537694_10153524721327245_2087409300189136858_n

 

Öne çıkan parçaları irdelemeye başlarsak:

Burn the Witch: Albümden çıkan ilk single. Klibi oldukça tartışıldı. Sığınmacı krizine yoranlar da oldu, toplumsal medyadaki linç kültürüne yoranlar da. Sözleri ortaçağda cadı yakma ritüellerinden bahsediyor. Klipte ise twitter kuşu vs var. İki mevzuya da yorulabilir. Sound olarak ise, Jonny Greenwood’un soundtrack yapımcılığından nasibini almış. Sert yaylılar ve orkestra hamleleriyle yükselerek devam eden bir yapıya haiz. Albüme giriş için oldukça vurucu bir şarkı. Ek olarak ‘low flying panic attack’ sözü şu an hangimiz için geçerli değil.

Daydreaming: Huzurluymuş benzer biçimde başlıyor fakat Thom’un vokalleri, Greenwood’un alametifarikası yaylılar ve piyano şarkıyı intihar ederken dinlemelik kategorisine sokuyor. Şarkının sonlarında efektli anlaşılmaz bir kısım var. Burada Thom yeni ayrılmış olduğu 23 senelik yaşam arkadaşının arkasından veda ediyor. ‘Hayatımın yarısı gitti.’ Şarkının kısa film ayarındaki klibini meşhur yönetmen Paul Thomas Anderson çekti.

Decks Dark: Tertemiz vokallere haiz. Oldukca katmanlılık muhteşem işliyor. Piyanolar, usul usul gitarlar fakat hepsinden önemlisi koro. Gitar melodisiyle desteklenmiş sonlara doğru nirvanaya çıkan koro insanoğlunun ruhunu titretiyor. Sonunda söylendiği benzer biçimde “So Dark“.

Ful Stop: Bloom‘u çağrıştıran bir girişe haiz. Gene yaylılar devrede. Sonradan The National Anthem‘e dönüşüyor. Kim bilir Radiohead’e dair herşeyi barındırıyor içinde. Kusursuz Phil Selway ritimleri var. Colin Greenwood bassları var. Jigsaw Falling in to Place var.

Glass Eyes: Baştan sonrasında Jonny Greenwood şarkısı. Sinematik.

Identikit:  Bunu iyi mi anlatsam bilemiyorum; aksak ritimleri mi, Thom’un mırıldanmalarını mı, arkalarda gezinen delici gitar melodisini mi, sondaki inanılmaz soloyu mu? Oldukca başka dünyalardan bir şarkı. Konserlerde çalınan fakat stüdyo kaydı olmayan bir şarkıydı. Bu hali görkemli olmuş. Albümdeki favori şarkım. ‘broken hearts make it rain’

Tinker Tailor Soldier Sailor Rich Man Poor Man Beggar Man Thief: Smiths şarkısı ismine haiz Radiohead’in ustalık eseri. Şarkı sindirilmesi zor ve emek istiyor. Fakat mükâfatı da o denli oldukça. Grubun olgunluk sürecinin ilanı ve albümün en üst noktası.

True Love Waits: Identikit benzer biçimde bu da konserlerde çalınan fakat stüdyo kaydı olmayan bir şarkıydı. Konserlerde çalınan halinden daha minimal bir düzenlemeye haiz.

 

Jonny_Greenwood_in_Amsterdam

Albümün genel havası sakin, rahat, yalnız ve Thom’un ayrılığının getirisi olarak fazlaca hüzünlü.

Evet, gene depresifler; fakat bu bildiğimiz ‘insanlarıüzen Radiohead’den’ değişik bir ruh hali. Street Spirit seçimi depresyon şarkıları yok bu albümde. Bir ihtimal daha yoğun fakat daha minimal ve olgun bir ruh hali bahsettiğim. Bunu sadece Radiohead bu kadar iyi anlatabilirdi.

Prodüktör koltuğunda Nigel Godrich oturuyor grubun son albümlerinin tamamında olduğu benzer biçimde. Kayıtlar devamlı ki benzer biçimde kusursuz sadece dikkatimi çeken bir nokta var; asla olmadığı kadar temiz vokal kayıtları. Thom’un sesi oldukça pürüzsüz ve derinlikli geliyor kulağa. Jonny’nin sinematik tesirleri ve Thom’un derin vokalleri, dinleyeni ruhunun diplerine hüzünlü fakat sakin bir seyahat hayata geçirmeye çağırıyor. Bu çağrıya kulak verin.

 

13606653_10153540770492245_8033080100280178215_n

*Extra bir anekdot aktarmam gerekirse. The Telegraph albüme ilk yayınlandığında 4 yıldız vermişti. Sadece ertesi gün 5 yıldıza çevirip ‘Dinledikçe daha da oldukça seveceksiniz.’ diye not düştüler. Dinlemeye başlarken aklınızda bulunsun.

Kaynak : http://www.kulturelmasi.com/a-moon-shaped-pool-radiohead/

OKUDUYSANIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN

Uyarı: Sitemizde yer edinen ve alacak yazı, haber, yazı, video, yorum ve tüm mevzular kategoriler tıbbi bilgiler bir tek genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler süre içinde geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer edinen bu bilgiler hiçbir süre tabip muayenesinin yerini alamaz, tabip muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan meydana getirilen herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan görevli tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum icra eden kişiler, bu ikazları kabul etmiş sayılacaktır. Renkfm isminde herhangi bir bireysel yada kurumsal şirket , siteler ve kişiler ile ilgili en ufak bir bağlantısı , ortaklığı ve benzeri ilişkileri yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir