Ana Sayfa / Kitaplar / PROBLEM OLMAK NASIL BİR HİS YA DA ‘ÖTEKİ’?

PROBLEM OLMAK NASIL BİR HİS YA DA ‘ÖTEKİ’?

21. yüzyıl siyasal kültüründe kimliksiz politika kurgusu, köktencilik veçhe için başlıca gündem unsurları içinde. Elbet bunu münakaşanın bazı öncelikli zorunlulukları bulunuyor. Sıkıntılı zorunluluklar bunlar; en başta da dil! Diğeri’nin icadı, dildeki temsiliyle ve kullanımıyla yaşar. Siyasette kimlik kurgusu  “biz ve onlar” ikiliğinin kurulmasıyla çalışmaya adım atar ve peki bu mekanizma iyi mi sabote edilir?

Yağız Alp Tangün  yagizalptangun@gmail.com

Levent Ünsaldı’nın derlemiş olduğu Yabancı Heretik Yayınları’ndan çıktı. Aralarında ilk kez Türkçe söylenen yazarların yazılarının da bulunmuş olduğu kadro şu şekilde: W. E. Burghardt Du Bois, Georg Simmel, Alfred Schütz, Robert E. Park, Everett V. Stonequist, Everett C. Hughes ve Harold Garfinkel. Yükte hafifçe fakat düşünme sahalarını genişletmesi bakımından kat kat oluşturulan, açıldıkça ağırlaşan ve okuyucuyu da o sahada bir sağa bir sola koşturan bir kitap. Ünsaldı takdim ederken, bu derlemenin belli bir sosyoloji geleneğinin yazarlarını içerdiğini ve bu anlamda bir yaklaşımı yakaladığını belirtiyor. Bu sosyolojik yaklaşım; bir çok vakit örtük ya da “verili” kabul edilen alışkanlık haline gelmiş davranış ve düşünüşlerin kritiğini yapabilmek için, bunu bilimsel bilginin kritiğini yaparken de  hatırlatmak suretiyle, dürtüyor ya da depik atıyor!  yabanci_otekilik

ÖTEKİ’NİN İCADI

Kitabın alt başlığı “Bir ilişki biçimi olarak ötekilik”, işte bu da kitabı rafta görüp elimize aldığımız andan itibaren meseleye dair iyi mi yaklaşacağımıza ilişkin düşünce sunan bir okuma mesafesi. Şundan dolayı ilişki başlı başına bir biçim ihtiva eder, neyin iyi mi görülüp, iyi mi seslenileceğine, iyi mi selamlanacağına, iyi mi konumlandırılacağına dair pozisyonlar kurgusunu barındırmaktadır: “Oysa bir şahıs yada grubu ‘diğeri’ kategorisine sokan şeyin bizzat kendisi bir ilişki biçimidir; siyasal, ekonomik, kültürel veçheleri üstünden bir tahakküm formunu da içinde barındıran bir ilişkiler bütününde yuvalanmış bakış açısıdır, tipleştirmelerdir.” Ünsaldı’nın bahsetmiş olduğu suretiyle “diğeri”nin icadı siyasete dair bir yöntem olarak kavranabilir. Öteki bir ifadeyle “diğeri”nin üretimi yalnız siyasal hayata uyarlanabilecek bir ergonomik değil gündelik yaşamın karşılaşmalarından bilimsel bilginin üretiminde neyin bilimsel olup olmadığının kabulüne; insanoğlunun ekosistemdeki yerinden insan vücudundaki farklılıkların farklılık olarak algılanıp sınıflandırılmasına dek uzanan koskoca bir ilişkiler ağında politik bir seçim ve yöntem pratiğidir.

‘SENİN DE TEPENİ ATTIRMIYOR MU?’

Diğeri ya da yabancı olanlar Simmel’in belirttiği benzer biçimde grubun üyesidirler; bu ilişkiler ağında belli mesafeleri belli sembollerle taşıyanlardır. Du Bois, gündelik hayatta bu mesafenin insanoğlunun yüzüne iyi mi çarpıldığına dair şu probleminin şiddetine dikkat çekiyor: “Benimle öteki dünya içinde sorulmayan bir sual var; bazıları inceliklerinden dolayı sormaz bu suali, ötekiler ise suali uygun çerçeveye oturtmanın zorluğundan. Fakat hepimiz bu probleminin etarfında döner durur. Yarı çekingen bir tavırla yaklaşıp, merakla ya da acıma dolu gözlerle beni süzerler ve sonrasında, direkt, ‘bir sorun olmak iyi mi bir his?’ diye sormak yerine, “bizim kasabada mükemmel bir siyahî adam tanıyorum” ya da ‘ben Mechanicsville’de savaşmıştım’ veyahut da ‘şu güneydeki isyanlar senin de tepeni attırmıyor mu?’ derler.”   

Suali düşünmek ve sormak verili bir pozisyonu içerebilir, mühim olan “sual sormanın” ne kadar politik bir fiil olabileceğinin farkına varmak; en başta da hangi probleminin kime sorulmuş olduğu mühim. Diğeri’lik müessesinde -evet bir kurumdan ve kurumsallıktan bahsediyoruz- diğeri’nin mağduriyetini kavramak için “diğeri’lerin varlığını inşa eden bilgiyi kim üretiyor, hangi pozisyondan üretiyor, hangi araçlarla üretiyor ve bunu iyi mi meşru kılıyor ve güncel tutuyor?” sorularını sormak yüzyılın siyasal gündemi için bir epistemik sabotajı içeriyor. Bu soruları “diğeri” kimliğini kuran her siyasal fikir ve ergonomik için akılda tutup cevaplama arayışına girmek mümkün.

Gündeme Dair

Vatan nedir, haini kimdir tartışmasını da bir taraftan el altında tutarak “vatan haini” yakıştırmasının kimlere yapıldığına sık sık tanık oluyoruz. Vatan haini pozisyonu durağan(durgun) benzer biçimde görünmesine karşın içinde pek oldukca muğlaklığı, iç içeliği ve yargılama odağını barındırıyor. Burada bir boyutuyla ötekileştirme pratiğinden kaynaklı bir sorunla, ölçüm sorunuyla, karşılaşıyoruz sanki: Kim daha vatan haini? Kim daha vatan hainiyse o daha mı diğeri? Ötekiliğin derecesi nedir, bir standardı var mı bunun?

Türkiye tüm bu tartışmalar için her dönem emsalsiz bir mirası kuşaktan kuşağa aktarmaya devam ediyor. Örneğin referandumda -gerçek pratikle örtüşen kavramsal kullanım plebisit olurdu- evet kampanyasını destekleyeceğini belirten bir Suriyeli ile hayır diyeceğini belirten ve Hollanda’da yaşayan bir Kürt, her ikisi de belli politik pozisyonlara nazaran birer diğeri, hatta “ötekinin ötekisi” diye soykütükleştirmek de mümkün. Şüphesiz burada durağan(durgun) bir çember içine hapsedilmiş kimliklerin diğeri olmasıyla birlikte konjonktürün dayattığı ıslak zemin de etkili.

Söz mevzusu politik tavrı nereden ve hangi yöntemlerle üreteceğimize dair sorunsalların keşfi için gündelik meselelerimizin karmaşık ilişkiselliğini keşfe çıkma ve yaklaşımlarımızı zenginleştirme mevzusunda düşünce verecek bir kitap Yabancı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir