Ana Sayfa / Biyografi / Özdemir Asaf’ın Hayatı ve En Güzel Şiirleri

Özdemir Asaf’ın Hayatı ve En Güzel Şiirleri

Türk insanı olarak bizlerin fazlaca fena bir huyu var ise, o da herhalde büyük sanatçılar sadece öldükten sonrasında hatırlamamız ve ölümlerinin arkasından kıymete binmeleri olsa gerek.

Meşhur şairlerimiz de bu unutulmaya yüz tutan mühim sanatçılarımız içinde yer alır.

Mesela Özdemir Asaf  ülkemizin en meşhur şairlerinden biridir fakat acaba kaçımız onun yaşam öyküsünü yada şiirlerini biliyoruz?

Bu sayfada sizlere Özdemir Asaf’ı hakkıyla tanıtmak istiyoruz.

Aşağıda Özdemir Asaf’ın yazdığı en iyi şiirlerle beraber onun hayatından mühim detayları sizlerle paylaşıyoruz…

Aynanın Oyunu

ozdemir-asaf-surayi-devlet
Bir çocuk hayata merhaba dedi, bendim.
Sıraya girdim insanoğlu içinde.
Alay bayrak büyüdüm
Odalar, sofalar içinde.

Bir ayna hayata merhaba dedi, gördüm.
Sıraya girdi aynalar içinde.
İsime geldi, aldım,
Çarşılar, pazarlar içinde.

Bunca yıl yüzüne baktım.
Kendisini aşmadı
Olanlar içinde.

Bir sabah uyandım,
Duruyordu karşımda
Düşmancasına,
Bir cam,
Aldanmış,
Kendini ayna sanmış..

11 Haziran 1923 tarihinde Ankara’da hayata merhaba dedi.

Aslolan adı Halit Özdemir Arun’dur.

Babası Mehmet Asaf, Şûra-yı Devlet’in kurucularındandır.

Bağlaç

ozdemir-asaf-seda-arun-2
Dünyanın en büyük ordusu iki kişidir,
En kalabalık kenti de bir şahıs…
Başladığından beri onların bitmez savaşı
Evden eve göç eder durur o bir şahıs.

Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun konu alıyor:

Babam 11 Haziran, halam 12 Haziran 1923’te Ankara’da doğmuşlar.

Ayrı gün ikizleri. Şûra-yı Devlet’in (Danıştay) kurulmasında büyük emeği olan dedem Mehmet Asaf’a 1922 senesinde Mustafa Kemal Atatürk’ten bir haber gelir: “Asaf’a açıklayın, Ankara’ya gelsin.” Aile, İstanbul’dan Ankara’ya göç eder.

İkizlerin doğumunu, Ankara’daki bir hastanede Operatör Dr. Mim Kemal Öke yapar.

Mehmet Asaf, kısa devam eden hastalığının arkasından 1930 senesinde vefat eder.

Aile yeniden İstanbul’a göç eder.

İkizler okul çağındadır.

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü’ye “Asaf’ın çocuklarını bir okula yerleştirin” emirini verir.

O dönemde soyadı olmadığı için babam ilkokula Özdemir Asaf olarak kaydolur.

1934’te çıkan Soyadı Kanunu ile babaannem “Arun” soyadını alır.

Ağlamak

ozdemir-asaf-sabahat-hanim
Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere

Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre

Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlıyabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli

Durur bir nöbetçi şeklinde
Durur bir bekçi şeklinde
Zamana gülmeli gülmeli

Sevin ağlıyabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.

Seda Arun’dan devam edelim:

Üniversite eğitimini yarım bırakan babam, annemle evlenir.

Nüktedan yönü azca malum babamın, benim doğumumla ilgili hoş bir anısı var.

İstanbul, Acıbadem’deki köşkün büyük bir bahçesi, bahçede de meyve ağaçları vardır.

26 Haziran 1947 günü bahçeden toplanan armutlar büyük bir iştahla yenir.

Annem hamile olduğundan birazcık daha çok yer. Akşam hepimiz odasına çekilince annem, “Özdemir, fazlaca sancım var” der.

Babam da “Haklısın Sabahat, benim de fazlaca sancım var. O denli armut yememeliydik” diye yanıt verir.

Babam uyur, fakat annem uyuyamaz. Yeniden seslenir: “Özdemir, dayanamıyorum, fazlaca sancım var.” Babam “Uyuduğuma bakma, benim de fazlaca sancım var, ben de dayanamıyorum” der. Sabah olduğunda annem hâlâ sancılıdır.

Babaannem, teyzem, halam, annemi Zeynep Kâmil Hastanesi’ne götürürler. Sancının armuttan değil, doğumdan olduğu anlaşılır.

Akıl Gözü

ozdemir-asaf-uyanis-servetifunun
Seni bulmaktan ilkin aramak isterim.
Seni sevmekten ilkin idrak etmek isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep, hep tekrardan adım atmak isterim.

Özdemir Asaf, bir süre sigorta şirketlerinde çalışır, ondan sonra bir matbaa kurar. Ayrıca Tanin ve Süre Gazetelerinde çalışıp çeviriler yapar.

İlk yazısı Servet-i Fünun, Uyanış dergisinde çıkar. 1951 senesinde Sanat Matbaa’ni kurar ve kitaplarını “Yuvarlak Masa Yayınları” adı altında yayımlar.

Harcamalar

ozdemir-asaf-mektup
Mektuplar aldım sevindim,
Birinde denmiş geliyorum
Öbüründe yazılmış geleceğim.
Bekledim temenni ediyorum.
Bir yaşam verdim.

Açtım bir başkasını,
Uzun-uzun yazmış gel.
Okumadan arkasını
Gittim gidiyorum
Bir başka yaşama karşılık.

Biri demiş sen, biri demiş ben.
Seni ben anladım, beni sen.
Bir yaşam daha verdim
Beklerken giderken dönerken.
Kaldı elimde üç beş mektup,
Üç beş yaşam.
Bir onları da açsam okusam
Önceki yaşamları unutup
Ya beklesem, ya da gidip arasam.

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken adım atar Özdemir Asaf’la Sabahat Hanım’ın aşkı… Fakat bir ara Sabahat Hanım okul değiştirir.

Kendisi için her gün sınıfta yer tutan ve yolunu gözleyen Özdemir Asaf, bu ayrılığa dayanamaz ve hastalanılmış olduğu bigün ateşler içinde Sabahat Hanım’ın adını sayıklar.

Anası ve teyzesi arayıp Sabahat Hanım’ı bulur fakat aileler okul bitmeden evlenmelerine izin vermez…

Böylece mektuplu ve hasretli günler adım atar…

Özdemir Asaf, mektup yazmasına gerek kalmayacak günleri özler fakat tüm yaşamı Sabahat Hanım’a mektup yazarak geçer.

Aşk

ozdemir-asaf-ask
Sen dev gibi çöllerde bir kalabalık benzeri biçimindesin,
Devasa denizlerde nadir bir balık benzeri biçimindesin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sıhhat benzeri biçimindesin.

Özdemir Asaf’ın ilk eşi Sabahat Selma Tezakın’dan, Seda adlı bir kızı; ikinci eşi Yıldız Moran’dan ise Gün, Olgun ve Etkin isminde üç oğlu vardır.

Lavinya

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Fakat gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

“Lavinya; hayalimdeki görkemli sevgili anlamına gelir ve bir çiçek cinsidir, ölüm çiçeği…

Ve hem de, Lavinia, Shakespeare’in, Titus Andronicus adlı eserinde, Roma İmparatorluğu’nun baş komutanı olan Titus’un güzeller güzeli kız evladıdır.

Tamora’nın iki oğlu tarafınca tecavüze uğrar ve babası Titus tarafınca öldürülür.”

Edebiyat matinelerinin yıldız isimlerindendir o dönemlerde.

Özdemir Asaf “R”leri söyleniş edememesine karşın fazlaca iyi bir diksiyonla şiir okur.

Bu şiir matinelerinde hep sona bıraktığı, en fazlaca sevilen, en fazlaca istenen şiiri ise “Lavinia”dır. Özdemir Asaf, üniversitede öğrenciyken bu şiiri platonik aşkına yazar.

Peşinden oluşturulan bir yarışmaya gönderir ve kazanır.

Bir rivayete nazaran kazanılmış olduğu yarışmada şiiri okurken kız da salondadır fakat Asaf şiiri okurken salonu terk eder.

Kırılan şairimiz, kıza duygularını asla açmaz.

Kelimeler… Kelimeler

ozdemir-asaf-yelkenli
Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Haricinde ne var ise yeni, ne var ise gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

Anlamış oldu, ölmekle yaşamı sürdürmenin birleştiği noktada
Yeni rüzgârlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Iyi mi düşman sığınaklar halinde direndiğini.

Anlamış oldu, tüm olmuşlarla olanların
Ve tüm olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini

Ozan, şiirlerinde babasının Asaf adını kullanır, oysa aslolan adı Halit Özdemir Arun’dur. 1950 senesinde Cağaloğlu’nda bir basımevi açar.

Açılış işlemleri için gittiği vergi dairesindeki işgören adını sorar. R’leri “ğ” olarak söyleyen ozan, “Halit Özdemiğ Ağun” der.

Özdemir, malum bir isim olduğundan işgören belgelere “Halit Özdemir Ağun” yazar. Ozan, bankonun üstünden eğilerek bakar. Yanlış yazıldığını görünce “Soyadımı yanlış yazdınız, doğğusu Ağun” der.

Işgören yüzüne bakar. “Evet, Ağun” der. “Hayığ, hayığ Ağğun.” “Beyefendi anladım. Ağun.”, ozan sinirlenir. Cebinden kalemini kâğıdını çıkarır, dev gibi harflerle ARUN yazar, R’lere basa basa yüksek sesle okur. “AĞĞĞĞĞUN.”

Ki

ozdemir-karakoy-eminonu
Yanılmıyorsam, saygılarla yalnızdım..
Saygılar duymasaydım, yanılmazdım..
Yaslanacak anılarım olsaydı,
Söyleye söyleye, bu şekilde saklamazdım.

Bir başka gün de matbaadan çıkıp Karaköy’e gitmek için binmiş olduğu taksinin şoförü sorar: “Neğeye biğadeğ?” Özdemir Asaf utancından “Kağaköy” diyemez, “Eminönü” der. İner. Oradan Karaköy’e kadar yürür.

Yalnızlık Paylaşılmaz

ozdemir-asaf-siir-kitabi
Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep tekrardan başlamış olan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da dev gibi bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf’ın ikilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar.

İnsan cemiyet ilişkilerine yönelik temaları mevzu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur.

Duygu ve fikir yoğunluğuyla beraber alay ve taşlama, şiirine egemen olan öğelerdir.

İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen-ben ikileminde vermiştir.

Hasret

ozdemir-asaf-cocuklar
Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben..
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykumun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum,
Delice..
Aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Oldukca karanlık aniden..
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda.
Güzelce..

Şairin oğlu Gün Arun konu alıyor:

Bana o şekilde geliyor ki, babam ozan olduğundan değişik değildi.

Değişik olduğundan öylesine şiirler, epigramlar, yazılar yazmış ve alışılmadık bir baba olmuştu herhalde.

Duygusal yerine duygu dolu, düşünceli, anlamlı demek daha doğru olacak.

Şimdi geriye baktığımda karmaşık değil, dolu ve varlıklı bir ruh, düşünceyle beslenen, açık görüşlü, bilge bir adam görüyorum.

Doğal ki başarısızlıkları, kırgınlıkları, üzüntüleri de vardı kesinlikle.

Küçüklere

ozdemir-asaf-cocuklara

Yalan bile söylerken
Prensibim doğruluk
İsterim ki ben
Sen de o şekilde ol çocuk

Gün Arun’dan devam edelim:

“Babaaaa…” diye koşar, atlardık kollarına babam eve vardığında.

Üstüne birazcık tırmanır, o günkü heyecanlarımızı anlatır, kaygı ve sorularımızı iletirdik.

Konuşurduk…

Dinlerdik…

Kısa bir ihtimal fakat çoğu zaman yoğun, daima karşılıklı sevgi ve saygıyla içten sohbetler…

Sonrasında babam ceplerinden birine elini daldırır, biz için getirmiş olduğu fındıkları, fıstıkları çıkarırdı.

Kimi vakit 2-3 simit…

Bigün, yavru bir kedi… Onların aralarında ya da başka bir cepte; peçeteler, kağıtlar, şiirler, bir ihtimal bir iki çeviri, düşünceler, an ve anılar…

Yaşam

ozdemir-asaf-profil
Sanırım görmediniz;
Şimdi şuradan geçti.
Yazık görmediyseniz,
Böcek şeklinde güzeldi.

Şiirde bir anlam ve bir görüşün yansıtılması gerektiğine inanmıştır Özdemir Asaf.

Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.

Ileti

ozdemir-asaf-siir-kitabi-2
ölebilirim genç yaşımda,
en güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
sevgilim,
seni bir akşamüstü düşündürebilirim.

Kızı Seda Arun’a dönelim yeniden: Birinci sınıfa başladığım gün, öğretmen “şiir bilenler parmak kaldırsın” söylediğinde ben de parmak kaldırdım.

Benden ilkin kalkanlar ya Mustafa Kemal Atatürk, ya bayram ya da anne şiirleri okudular iltifatlar eşliğinde.

Sıra bana vardığında siyah rugan ayakkabılarımın gıcırtıları eşliğinde heyecanla tahtaya kalkıp o küçücük yaşımda evindeki toplantılarda sık sık okunan ve bu yüzden ezberlediğim babamın bir şiirini okudum; fakat şiir bittiğinde alkış değil derin bir sessizlik doldurdu sınıfı.

Ve sonrasında öğretmenin, “Sen bu şiiri nereden biliyorsun, kim ezberletti bu şiiri, kimin şiiri bu?” diye art arda soruları sıraladı…
– Babamın.
– Baban ne iş yapıyor?
– Matbaacı.
– Babana söyle, yarın okula gelsin.
Akşam eve gider gitmez olanları anlattım babama ve beklediğim şeklinde bir cevap aldım babamdan…

Evet, sükunet içinde dinledi ve güldü, yalnızca güldü…. “Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r’leri söyleyemeyişi” onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu.

Babamın Özdemir Asaf bulunduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem icap ettiğini o günlerde bilmiyordum.”

Seni Saklayacağım

ozdemir-asaf-yasli
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi idrak etmek
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bigün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.

Devam ediyor Seda Arun:

1980 yılının Aralık ayında babam hastalığa yakalandı, hekim yapmış olduğu ilk tetkiklerden sonrasında hastaneye yatmasını istedi fakat hastalığının tedavisi mümkün değildi.

Bunu hepimiz biliyor fakat babam bilmiyordu.

Yaşayacağı vakit fazlaca kısaydı ve yapılması ihtiyaç duyulan her şey yapılmıştı, o nedenle eve götürmemizi söylemiş oldu hekim.

O gün, o sağlıksız haliyle bile “Bizim duraktan tanıdık bir taksici çağırın, pisi pisine bir trafik kazasında ölmeyeyim.” dedi. Bu şakasını seneler ilkin şiir olarak yazmıştı esasen; “ölüm Allahın emri / trafik olmasaydı”.

O gün Bebek’teki evine sağ salim vardı fakat zamanı fazlaca kısaydı.

Son Şiir

ozdemir-asaf-hapishane
“Hastanede yada hapishanede
Yaşamını yazma!
Sonunu bir merak eden çıkabilir
Hastanede her gece insan
Birkaç yaşam yitirebilir ya da yaşayabilir
Hapishanede ise her sabah.”

Röntgenlerin korunduğu sarı kâğıda hastanede yazdığı son şiir isimsizdir.

28 Ocak 1981’de 58 yaşlarındayken İstanbul’da hayata veda etti. Mezarı Rumelihisarı Mezarlığı’ndadır.

Susmanın İkinci Yüzü

ozdemir-asaf-mezar
Şimdi tüm anmalar bir susmanın içinde..
Şimdi tüm susmalar bir odanın içinde..
Anlatmaya bir sözcük, bir bakış arıyorlar,
Ilkin sakladıkları, bir insanın içinde.

Türk edebiyatının çelebi adı Haldun Taner, Özdemir Asaf’ı şu şekilde tanımlar; “O şairden başka hiçbir şeye benzetilemezdi.

Gençliğinden beri bakışından, duruşundan, yürüyüşünden ve bilhassa düşünüşünden bohem, özgür, ozan kişiliği kolaylıkla okunurdu.

Onun kadar nezaketini ve akıl ölçüsünü bir an bile yitirmeyen başka insan tanımadım. nezaket Özdemir’in takısı değil özüydü…”

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir