Ana Sayfa / Kitaplar / Okumanız Gereken 10 Müthiş Kitap

Okumanız Gereken 10 Müthiş Kitap

1- “Minik Prens”, (1943) Antoine de Saint-Exupéry
Antoine de Saint-Exupéry tarafınca New York’ta bir otel odasında yazılmış olan Minik Prens milyonlarca insanı etkilemiş bir kitaptır. Minik Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için birazcık uzaklaşmaya kabul eden, yolculuğu esnasında Dünya’ya da uğrayan Minik Prens, Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bizlere. Kimdir Minik Prens, niçin devamlı sorular sorar, çiçeğiyle niçin anlaşamamıştır, gittiği öteki gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Minik Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri şeyler kendi hayatlarımıza bakmamızı ve yaşamı anlamlandırmada ne kadar büyüdüğümüzü gösteriyor bizlere.

2- “Hayvan Çiftliği”, (1945) George Orwell
George Orwell’in sembolikleştirerek yazdığı fabl tarzında siyasal hiciv dolu bir romandır. Beylik Çiftliği’nin sahibi Bay Jones’un çiftliğindeki hayvanlar bigün isyan eder ve çiftliği ele geçirirler. Artık kendilerini insanoğlu değil kendileri yönetecektir. Domuzların yönetiminde ilk başta işler iyi gitse de bu oldukca kısa sürer. Napolyon adlı bir domuzun yönetimi ele geçirmesi ile işler değişmiş olur. Ve yanından ayrılmayan eğittiği köpekler yardımıyla baskıcı bir rejim ile yönetmeye adım atar. Hayvanlar işlerin daha iyiye gideceği yönünde beklentileri olsa da hep işler kötüye gitmiştir. “Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; fakat onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.”

3- “Otomatik Portakal”, (1962) Anthony Burges
Roman gelecekteki fena dünyanın, baskıcı yönetimin ve bu yönetime direnen genç bir çetenin öyküsünü anlatır. Britanya’da sanayi sonrası bir şehirde, etik değerlerin birbirine karıştığı, iyi ve kötünün ayırt edilemez hale geldiği bir toplumda, gençlerden oluşan bu çete insanlara sertlik uygulamaktadır.
Roman cemiyet tarafınca düzeltilmeye çalışılan genç bir insanın sertliğini anlatırken, zonun büyümesini de gözler önüne serer.

4- “Korku”, (1925) Stefan Zweig
Rahat ve korunaklı bir yaşam devam eden elit bir karı, sekiz senelik evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Sadece bu gizli saklı ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın karşılaşmasıyla, hayatında yeni farkına vardığı tüm güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.

5- “Görünmeyen”, (2009) Paul Auster
1967 baharında New York’ta başlamış olan roman, birbirine geçen dört bölüm süresince Paris’e ve Karayip Adaları’na kadar uzanan karmaşık bir ilişkiler zincirini konu alıyor. Ozan olmak isteyen üniversiteli Adam Walker, siyasal bilimler profesörü Rudolf Born ve sevgilisi Margot ile başlamış olan aşk üçgeni, Walker’ın ablasını, Born’un üvey kızını da içine alan dörtgenlere, beşgenlere dönüşüyor. Vietnam savaşına öfkeli 68 Kuşağı’nı, enseste kadar varan coşkulu bir cinsel açlığı, devamlı bir hakkaniyet arayışını felsefi göndermelerle konu alıyor.

6- “Şeker Portakalı”, (1968) José Mauro De Vasconcelos
Fazlaca yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşlarında yüzme öğrenirken bigün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan minik Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos bu kitabı tam on iki günde yazmıştır.

7- “Hanımdan Metropoller”, (2008) Murathan Mungan
Murathan Mungan’ın on altı kentte geçen on altı hikâyeden oluşan öykü kitabıdır. İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, İstanbul, öykü kitabında geçen kentlerdir. Bu on altı kentte bir şekilde karşı karşıya gelen hanımefendiler, bu karşılaşmadan yaşamları için ihtiyaç duyulan bir şeyi öğrenip yollarına ve öykülerine devam ederler. “Anası arada bir “Hayatla romanları ayırt edemeyeceğini bilseydim, zamanında oku kızım oku kızım diye başının etini yemezdim” diye uyarırdı. Fakat hayatla karıştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?”

8-“Sol Ayağım”, (1954) Christy Brown
Christy Brown, beyin felçli olarak dünyaya gelir ve hiçbir vakit hareketlerini denetim altında tutamaz. Ek olarak tüm yaşamı tekerlekli sandalyede geçer. Bigün sol ayağının bu felçten etkilenmediğini keşfeder ve onunla hayata bambaşka bir şekilde tutunur. Bu onun için bir şanstır. Üstünde çalışmaya adım atar ve bu yolla kendi ruhunda saklı kabiliyeti açığa çıkartır. Yalnız sol ayağını kullanarak yazdığı romanlar ve şiirler, onun İrlanda edebiyatının elit adları arasına girmesini sağlar. Otobiyografik bir romandır.

9- “Kırmızı ve Siyah”, (1830) Stendhal
Fransa’nın minik bir nahiyesinde, bir kerestecinin oğlu olan Julien Sorel, genç yaşlarında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an ilkin bu kasabadan kurtulup Paris’e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah içinde yaşamış olduğu çelişkiler de adım atar. Restorasyon Fransası’nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel’in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan. Öteki taraftan almış olduğu dinî eğitim, öte taraftan Napolyon’a olan gizli saklı hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır. Üstelik ihtirasla girmiş olduğu bu yolda karşılaşacağı iki değişik hanım, iki değişik aşk, kendini oldukca başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

10-“Masumiyet Müzesi”, (2008) Orhan Pamuk
“Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.” cümlesiyle 1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu varlıklı evladı Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikâyesi: Hızı, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, gülmece duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle etkisinde bırakan bir yaratı halini alıyor. Romanı yazdıktan dört yıl sonrasında, 2012’de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma’da açtı.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir