Ana Sayfa / Akustik / Notaların En Buhranlı Hali: Anathema

Notaların En Buhranlı Hali: Anathema

Pagan Angel, 1990 senesinde Liverpool’dan üç adam kardeş ve iki okul arkadaşlarının yaşamının kesişmesiyle oluşuyor. Peki kim bu 5 genç? Daniel Cavanagh, Vincent Cavanagh, James Cavanagh ve okul arkadaşları Darren White, John Douglas. Aynı senenin yazında grup adını “Anathema” olarak değiştirmeye karar verdi ve Anathema ruhunun bizlere geçişi böylece başlamış oldu. James Cavanagh’ın gruptan ayrılmasıyla Duncan Peterson ve Darren White ekibe dahil oldu. İlk başlangıçta Paradise Lost konserlerinde alt grup olarak çıkmaya başlamış olan Anathema zaman içinde “gece hüznü” için direkt adres oldu. Türkiye’yi devamlı ziyaret etmelerinden de biliriz ki Anathema içimizden, kendimizden bir grup.

Vincent Cavanagh

Grubun genel olarak yarattığı depresif, melankolik görünüş aslen yanılgıdan ibaret. Konserlerinde samimiyetlerine, şakalarına tanıklık ediyorsunuz ve bu güzel kontrastın hayranı olmamak elinizde değil. Anathema’nın zihnimizde oluşturduğu idrak, melankolik nağmeler ve normal olarak ki vurucu sözlerle harmanlanmış isyanın sözcüsü riffler. Grubun albümlerine gelirsek eğer; ilk albümleri Serenades Şubat 1993’te piyasaya sürüldü ve Metal Hammer’da ayın albümü seçildi.

İlk albüm: Serenade

’95 yılının bahar aylarında grupta ayrılık rüzgarları esmeye başladı. Solist Darren White’ın yerini Vincent Cavanagh aldı. Aynı senenin ekim ayında efsanevi albüm The Silent Enigma görücüye çıktı ve yeni bir başarının müjdecisi oldu. Anathema, Paradise Lost’la birlikte uzun bir Avrupa turnesine çıktı ve bu esnada kendi gelişimini zirveye çıkararak bir öteki efsanevi albüm Eternity‘yi 1996’da piyasaya sürdü.

Eternity çoğumuz için Anathema denince akla gelen ilk albümlerden. İçinde Angelica şeklinde bir başyapıt bulundurması bu cümleyi haklı kılıyor doğal ki. Kim bilir insan ruhunun bir girdap içinde çıkışı arıyor olmasına ağıt, kimileri için aşka düştüğü kadının timsali Angelica. Şarkının esin kaynağı ise tamamen kurgusal. Grup üyelerinin betimlediği “Angelica” adlı bir hanıma ithaf edilmiş. Şarkının başlangıcında ve sonlarına yakın duyduğunuz keman solosunda minimum bir kez gözyaşlarınız süzülmüştür. Akabinde gelen gitar solosu ve sondaki “and i still wonder” sessizliğiyle Anathema bir başyapıta imza atmış diyebiliriz.

1999 senesinde Music For Nations şirketiyle el sıkışan grubumuz Judgement albümünü piyasaya sürdü. Anathema severler için eskimeyen, seneler geçtikçe güzelleşen bir albüm Judgement. Bir devrin kapanışı, yeni bir devrin başlangıcı durumunda. Anathema’yla ilk kez tanışan her bünyenin sarsıldığı One Last Goodbye, peşinden derin bir acıya gömen, gitar sololarıyla resmen tokatlayan Deep ve akabinde de insana yaşamını flashback şeklinde görmesini elde eden, can alıcı Anyone, Anywhere. Judgement, işte bu üçlünün bulunmuş olduğu devleşen bir albüm. Anyone, Anywhere’de piyanonun öldürücü etkisine tanık oluyorsunuz. Bu albüm için malum tabirle “en damar” albüm diyebiliriz.

*Bir Detay: Cavanagh kardeşler bu albümü 1998’de kaybettikleri anneleri Helen Cavanagh’a adamışlardı.

Peşinden, 2001 senesinde, A Fine Day To Exit albümünü piyasaya çıkardı Anathema. Albümdeki en güzel parçalardan biri ise Release. Bu şarkı için melankolik bir parça demek pek mümkün değil, şarkının süratli temposu melankoliden uzaklaştırıp agresif bir havaya büründürüyor. Pan’s Labyrinth filminden bir kesitle Release’in uyumuna tanıklık edebilirsiniz.

Bir öteki başyapıt ise A Natural Disaster. Anathema’nın oldukça sevilen parçalarından oluşan bir albüm. 2003 senesinde dinleyenlerle buluşan albüm bizlere büyük bir armağan olmuş. Her dinlediğinizde tüylerinizi diken diken eden ve albümle aynı adı taşıyan A Natural Disaster, belli belirsiz, boşluklu dönemlerimize ortak olan Flying, kozmik bir yolculuğa çıkartan Are You There… Flying için Anathema’nın en sarsıcı parçalarından biri desek yalan olmaz. Vincent’ın sesini her duyduğunuzda hakikaten ruhunuzun bambaşka evrenlere geçmesine tanıklık ediyorsunuz.

“Back down to earth”ü Vincent’ın görkemli sesiyle yaşamak için 8. bölüme alalım sizi.


2010’da We’re Here Because We’re Here albümü karşımıza çıkıyor. Klibiyle ön plana çıkan parçaysa Dreaming Light. Bir ütopya ve distopya savaşına tanıklık ediyorsunuz. Kim bilir geçmişinize, küçüklüğünüze karşı açtığınız savaşınız.

Progressive Rock’a geçişin albümünde sıra: Weather Systems

Albüm kapağıyla göze çarpan, farklılık uyandıran ve bizleri merak içinde bırakan albüm ise Weather Systems. 2012 senesinde bizlerle buluşan 9 parçalık albümün iki parçası birbirinin devamı durumunda. Bahsettiğimiz parçalar ise Untouchable Part I ve Untouchable Part II. Bu albümle Anathema’nın özlenen tadını alabiliyorsunuz. Acıklı, kuzeyin serinliğini taşıyan bir albüm.


Oldukca yakın bir tarihte bizle buluşan bir albüme geçiyoruz şimdi: The Iyimser.Bir çok Anathema hayranı için bekleneni vermeyen bir albüm olsa da 3 parçasıyla durumu toparladı albümümüz. Albümün ilk şarkısı Springfield, dinleyiciyle buluştuğundan beri albümün en oldukça dinlenen şarkısı oldu. Endless Ways ve The Iyimser de favorilerimiz içinde. Bu albümle birlikte doom metalden Anathema’nın iyice uzaklaştığını fark ediyoruz. Weather Systems’la birlikte progressive rock’a iyice yanaşan Anathema, son albümüyle de kararından dönmediğini bizlere bildirmiş sanki. Elektronik tınıların fazlaca kullanıldığı The Iyimser, Anathema’nın albümleri arasındaki değişimin en köktencilik örneği.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir