Ana Sayfa / Kitaplar / Mehmet Anıl’dan Bir Perişanlık Hali

Mehmet Anıl’dan Bir Perişanlık Hali

[Haber görseli]

 

 

Delilik çizgisinde aranan hakkaniyet

İsnat edilebilecek ya da işlenebilecek en hafifçe deyişle “rezil” suçlardan biri rahatsızlık. Hele bu tacize uğrayan bir çocuksa işin rengi değişmiş olur, daha doğrusu tüm rengini kaybeder. Yeryüzündeki en utanç verici suçlardan birinin altına imzasını atar bu suçu işleyen. Eğer bu şekilde bir kabahat işlenmemiş de her şey karşı

taraftan gelen bir çamursa, suçu atan da minimum suçu işleyen kadar lekelidir. Bu kabahat ya da suçlama yargıya gittiğinde ise davaya bakanların, vakası her yönüyle incelemesi gerekir. Doğrusu bu fakat işler bizim yargı

düzeninde sık sık meydana geldiği benzer biçimde ters gider de suçlu suçsuz ayrılamazsa ne olur? Ya da suçlu diye toplumdan ayıklanan şahıs, mahkemenin verdiği kararla hakikaten cezalandırlmış mı olur? Ceza doğru

kişiye mi satmaca edilmiştir? Bir başka türülüsü; hakim ya da hakime böylesi bir davayı kişiselleştirdiğinde işler iyi mi şekillenir?

Bu aşamada sorular mühim. Bir o denli da altından kalkılması zor bir yükü imliyor sadece bu yükün altına giren birileri olmalı. Mehmet Anıl, son romanı Bir Perişanlık Hali’nde, işte bu soruların peşinden gidiyor. Bir anlamıyla altından kalkılması zor bir davada taşın altına eline koyuyor. Bu taş ise

göründüğünden daha ağır. Ortada karmaşık bir dava söz mevzusu. Suçluyu suçsuzu ayırt etmek zor fakat ceza baştan kesilmiş sanki. Bir dava kurulmuş, evet fakat bu davada her şey usule uygun mu yürütüldü?

Usule uygun bir ihtimal, peki ya vicdana? Sorular bitmiyor. Bitmesin de şundan dolayı bu sorulardan bir roman çıkaracak yazar da bu soruların içinde.

2003’ten beri romanlarını okuduğumuz Mehmet Anıl, Bir Perişanlık Hali’nde sevgilisinin dört yaşındaki kızına cinsel rahatsızlık suçlamasıyla kendini aniden cezaevinde kabul eden Harun’un hikâyesini konu alıyor. Tüm bir hikâye Harun’un değil yalnız. Onu yargılayanlar da hikâyenin akışına dahil oluyor. Aynı şekilde

Harun’un geçmişine de açılıyoruz. Sevgilisiyle olan ilişkisinin içine giriyoruz. Bir de romanın mühim kısmını kaplayan Harun’un hapishane günleri var doğal. Tüm bu tarz şeyleri göz önüne aldığımızda ise -yazarın

peşinden gittiği soruları da göz önüne alarak- değişik katmanları olan bir romanla kaşı kaşıya olduğumuzu söyleyebiliriz Bir Perişanlık Hali’nde.

“TANRISAL” DURUMLAR

Bir vaka çevresinde dönen ve her yolun o malum vakaya çıkmış olduğu katmanlı bir kurgu Bir Perişanlık Hali. Vaka belli: adi bir pedofili. Sadece ne kadar gerçek ne kadar yalan bilemiyoruz. Roman süresince yüksekte tutulan merak unsurunun öne çıkan sebeplerinden birini de oluşturacak bu yalan mı gerçek mi

bilemediğimiz durum bununla beraber. Bu sebeple ortada kati kanıtlara dayanan bir durum söz mevzusu değil. Söz mevzusu olan bir halde mahkumiyet ve bu mahkumiyetle beraber tanıdığımız romanın başkahramanı Harun.

Aile baskısı, ölüm korkusu, yalnızlık, utanç ve sevgilisi Zuhal’in yaşattıklarıyla kimliğini bulmuş bir karakter olarak dikkat çekiyor Harun. Bu kimliğin içindeyse derin ruhsal uçurumlar, öne çıkan

yanları meydana getiriyor. Hikâyenin büyük bölümünde Harun’u bu ruhsal buhranlara sürükleyen

sebeplerin incelikli işlenişini okuyoruz aslen. Vakaları da derhal her şeye hakim tanrısal bir anlatıcıdan dinliyoruz. Romanı, onun bakış açısından okuduğumuz anlatıcıdan yola çıkarak Harun’un

davasına bakan hakimenin sorgusuna da göz atmak gerekir şundan dolayı orada da “Tanrısal” durumlar söz mevzusu.

Harun’un yargılandığı davaya bakan hakimenin sorgulandığı, bir nevi üst dava da diyebileceğimiz “makam”, Mehmet Anıl’ın hikâyesinin bir başka boyutu. Ne süre, nerede, hangi şartlarda, iyi mi

oluşturulduğu ve kahramanımız Harun’un davasına bakan hakimenin oraya iyi mi geldiğini anlayamadığımız, mekânsız bir mekân burada söz mevzusu olan. Hakime Hanım’ın almış olduğu karar delik

deşik edilecektir burada fakat ne ceza bellidir ne de yargılanma şekli. Kanunlar neler, bu tarz şeyleri kim ya da kimler belirler? Bunların hepsi Hakime Hanım’ın kafasında dönen sorular… Sadece devamlı bahsedilen “Bir Numara”dan tahmin edebiliyoruz “Tanrısal” bir ekip olayların döndüğünü. Bu yalnız idrak

düzeyinde kalan bir tahmin yalnız fakat. Her okuyanın kendince mekân ya da kişiler yaratabileceği bir dünya olarak tasarlamış yazar romanın bu boyutunu. Romanın, hakkaniyet teriminin en sıkı şekilde sorguladığı cümleler de gene bu bölümde öne çıkıyor.

Bu yargılar üstü yargılama öteki taraftan artık klasik olmuş bir başka romanı da anımsatıyor: Franz Kafka’nın Dava’sını. Dava’nın hikâyesini bu aşamada hatırlamakta yarar var. Bilinmiş olduğu suretiyle Josef K. bir sabah uyanır ve ansızın tutuklanır sadece düzgüsel yaşamına da devam edecektir. Neyle suçlandığı

bildirilmediği için ilkin bunu bir latife sansa da durumun ne kadar ciddi bulunduğunu anlamış olur. Sanki kendisinden başka hepimiz haberdardır onun yargılandığı davadan fakat hiçbir şekilde müdafa gücü yoktur. Yargı önünde bir hiçtir adeta. Mehmet Anıl’ın romanında vakalar, her ne kadar Kafka’nın

Dava’sından oldukça değişik seyretse de yaratılan yargılama atmosferi bu klasikten oldukça şey almış. Kafka’nın Dava’da anlattığı yargılama sürecinin absürdlüğü ve tek taraflılığı, Hakime Hanım için kurulan bu yargılar üstü yargı de ilgilendiriyor.

EĞLENCELİ BİR ROMAN

Mehmet Anıl romanlarının anlatılamaya kıymet unsurlarından biri de gülmece. Gülmece da değil aslen, keyifli hikâyeler anlatmayı seviyor yazar. Her ne kadar üstüne gidilen mevzular trajedilerle yoğrulan dünyaları anlatsa, polisiye bir maceranın içine sürüklese de bizi, bir Mehmet Anıl romanıysa elimizdeki

biliriz ki keyifli haller kıyısından köşesinden de olsa uzatacaktır kafasını olayların gidişine. Bir Perişanlık Hali için de değişen bir durum söz mevzusu değil. Romanda olayların fitili, tek kelimeyle “rezil”

bir durumla ateşlenmesine karşın hikâye ilerledikçe kahrmanımız Harun’un, hapishanenin insan psikolojisi üstünde yarattığı yadsınamaz baskıdan sonrasında düşmüş olduğu haller, hakikaten okunmaya kıymet.

Harun’un hapishanede düşmüş olduğu haller, hikâye için bir gülünç unusuru olmaktan öte bir anlam taşıyor. Demir parmaklıklar ve dört duvarın, zihinde yarattığı tahribatın iyi mi sonuçlar doğurabileceği, ne bir

“deli”yle dalga geçercesine sulandırılarak ne de ajite edilerek, tam ayarında anlatılmış yazar tarafınca.

Bunun, aslen romanın geneline yansıyan bir duruş bulunduğunu söylemek de yanlış olmaz. Bu sebeple yazarın ele almış olduğu mevzuya baktığımızda hem yazınsal hem de duygusal açıdan her türlü istismara açık bir mevzu bulunduğunu görüyoruz. Sadece Mehmet Anıl, bu yan yollara sapmadan tamamıyla yapmak istediğine

odaklanmımş. Odaklandığı yerde ise bir insanlık durumu, “bir perişanlık hali” söz mevzusu. Deliliğin çizgisini çoktan aşmış, cinselliğin delicesine beslediği bir aşktan yenik ayrılmış, hapsihanede başına

gelmeyen kalmamış, ruhsal çöküntüye uğramış Harun’un perişanlığı… Sapılacak onca kestirme yol varken hikâyesinin peşinden koşuyor Mehmet Anıl’ın bu romanında da.

e.erayak@gmail.com

Bir Perişanlık HaliMehmet Anıl/ Can Yayınları/ 240 s.

 

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/22091/Mehmet_Anil_dan__Bir_Perisanlik_Hali_.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir