Ana Sayfa / Kitaplar / KÜRK MANTOLU MADONNA ÜZERİNE

KÜRK MANTOLU MADONNA ÜZERİNE

KÜRK MANTOLU MADONNA ÜZERİNE. . ./ Arş. Gör. Oğuzhan KARABURGU

Yayımlanma YeriHarun Güngör Armağanı,Kesit Yayınları, İstanbul, 2010,s.239-252)

Türk edebiyatında adını daha oldukca hikâyeci olarak duyuran Sabahattin Ali, roman sahasında da üç yapıt vermiştir. Bunlar Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna’dır. Bizim incelememize mevzu olan Kürk Mantolu Madonna [1], ilkin 18 Aralık 1940 – 8 Şubat 1941 tarihleri içinde Hakikat gazetesinde “Büyük Hikâye” başlığı ile tefrika edilir sonrasında da 1943 senesinde Remzi Kitapevince kitap olarak basılır. [2]

 A. Dış Yapı

     Roman mı Hikâye mi?

Eserin ilkin “büyük hikâye” başlığı ile tefrika edilmiş olması –herhâlde hacmi buna en büyük etkendir[3]- ondan sonra da roman başlığı ile kitap olarak yayını Kürk Mantolu Madonna’nın türü mevzusunda kimi tereddütleri bununla beraber getirmiştir. Her ne kadar hacmi sebebiyle uzun ya da büyük hikâye olarak düşünülse de yapıt yapısı itibarıyla romandır.

Kürk Mantolu Madonna’da Ne Anlatılır?

     Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan romanları düşünüldüğünde Kürk Mantolu Madonna’nın önceki iki romanından değişik bir çizgide olduğu görülür. Sipariş üstüne yazılmış olması ve siparişi verenin yönlendirmesi elbet Kürk Mantolu Madonna’yı siyasetten, toplumsal konulardan uzak, daha oldukca aşk merkezli bir roman hâline getirmiştir[4]. Fakat Sabahattin Ali’ye özgü sıcak, samimi ve güzel Türkçe bu romanda da devam etmiş ve ortaya zevkle okunan bir roman çıkmıştır. Bu zamana kadar pek oldukca şahıs Sabahattin Ali ve Kürk Mantolu Madonna hakkında düşünce beyan etmiş, yorumlarda bulunmuştur. Ortak fikir Sabahattin Ali’nin öteki romanları ve eserleri düşünüldüğünde bu romanında toplumsal konulardan ve siyasetten uzak durduğu, merkeze aşk konusunu koyduğu yönündedir. Tahir Alangu, Kürk Mantolu Madonna’yı büyük hikâye olarak değerlendirmekle beraber, bu eserin eski aşk romanlarının kalıplaşmış düzeni içinde yürüdüğünü fakat anlatışta, düzende, ruh çözümlemelerinde yazarın ustalığının görüldüğünü ifade eder[5]. “Duygulu bir gerçeklikle ve ruh çözümlemelerine geniş seviyede yer verilerek çevresiyle bağdaşamayan, tatminsiz, intibaksız, aydın kişinin dramı anlatılır”[6] diyen Konur Ertop, daha oldukca “aydın” olarak nitelendirdiği Raif Efendinin dramı üstüne yoğunlaşarak bir yargı vermektedir. Sadece Raif Efendiyi “aydın” olarak vasıflandırmak doğru değildir. Raif Efendi, edebiyata ve okumaya meraklı duygusal mizaçlı averaj bir insan tipidir. İbrahim Tatarlı ise roman hakkında düşüncelerini değişik bir noktada konumlandırmıştır: “Uzun hikâyenin mevzusu, paracı toplumda burjuva çevrelerin tutum ve ahlakından yüz çevirerek, tüm insanlardan itimatını kesip kendi benliğine kapanan burjuva aydınların yada namuslu emekçi aydınların endividüalizmidir.”[7] Asım Bezirci, “katıksız bir aşk hikâyesi” olduğu söylenebilir[8] derken İnci Enginün, aşk mevzusunun ön planda bulunduğunu belirtir[9]. Ramazan Korkmaz da ana temanın ve motive edici gücün aşk bulunduğunu belirtir[10]. Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı suretiyle romanın -kimilerine nazaran ikinci planda olsa da- büyük oranda aşk üstüne inşa edilmiş olduğu söylenebilir. Aşk, Sabahattin Ali’nin benliğinin bir yansıması olarak tüm eserlerine sirayet etmiş bir olgu ve mevzudur. Kürk Mantolu Madonna ise, aşk mevzusunun baskın olduğu ve merkezde durduğu bir romandır.

Romanı aşk mevzusu haricinde kökenleri Oblomov’a kadar vardırılacak bir antikahramanın[11] romanı olarak da okumak mümkün.

Yazılış Hikâyesi

Sabahattin Ali eserlerini yazarken hazırlık devresi diyebileceğimiz bir dönem geçirir. Bu süre zarfı içinde kafasında yazacağı hikâyeyi ya da romanı kurgular. Kimi süre bu tasarım ve kurgularını yakın arkadaşlarına okuyarak onların fikrini alır kimi süre da hikâye ya da romanını anlatırken şekillendirir. Bu mevzuda Sabahattin Ali’nin kızı ve eşinin söyledikleri mevzuyu aydınlatacak mahiyettedir: “Babam, yazacaklarını uzun süre kafasında planlar, evirip çevirir, kısa notlar alırdı. Bu şekilde zamanlarda oldukca dalgın olur, yanında top patlasa duymazdı.”[12]. Sabahattin Ali’nin eşi Aliye Ali de aynı duruma işaret eder : “Sabahattin roman ve hikâyelerini oldukca rahat yazıyordu. Oturma odamızda radyo çalarken eserlerini yazmak onu rahatsız etmezdi. Kendisini bir işe verdiği süre gürültüyü ve etrafı unutabiliyordu. Bugün hikâye ve romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildikten sonrasında kitap halinde çıkmıştır. Gazeteye günlük tefrika yetiştirirken, evde konuk de olsa aynı odada bir kenara çekilip yazar, gazeteye yetiştirirdi. Yalnız roman ve hikâyelerini yazmaya başlamadan evvel 5-6 ay not alır, kafasında onları hazırlardı. Neticede yazarken kafasındakiler birbiri arkasına kağıda dökülebiliyordu sanırım.”[13]

Kürk Mantolu Madonna romanının da Sabahattin Ali’nin kafasında seneler ilkin hazırlandığını ilk fırsatta da yazıya dökülerek yayımlandığını belirtelim. Sabahattin Ali’nin Mediha Esenel’e söylediği şu sözler bunu doğrulamaktadır: “Son zamanlarında yazdıklarından ‘Kürk Mantolu Madonna’ arkadaşları tarafınca, ‘fazla duygusal, anlam ifade etmeyen bir yapıt’ olarak eleştirildi. Şu şekilde yanıtladığını anımsıyorum, ‘Ne yapayım, bu yapıt benim kafamın içinde seneler öncesinden hazırlanmıştı, yazıya dökmemek imkânsızdı.’”[14]

Niyazi Ağırnaslı’nın verdiği bilgiye nazaran Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna romanını askerdeyken tefrika etmeye adım atmıştır. “Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’yı bu çadırda yazmaya başladı. Bana ilk birkaç sayfalık müsveddelerini okumuştu. Kabul etmekte fayda vardır ki, bu Sabahattin’in en güzel yapıtı değil. Bir akşam ulaştığında Zekeriya Sertel’le görüştüğünü iki, üç gün içinde gazetede tefrika edilmeye başlanacağını söylemiş oldu. Fazlaca şaşırdım ve telaşlandım. Tamamlamadan ya da sona yaklaşmadan antak kalma yapmanın, kitabın tefrika edilmesini kabul etmenin yanlış olacağını söyledim. Teğmen maaşına kalmıştı. Eşini ve minik Filiz’i besleyebilmek için bu zorunluydu. Doğrusu ben bunu gene de içime sindiremedim.”[15]. Sabahattin Ali, bu romanını içinde bulunmuş olduğu tüm negatif şartlara karşın bitirmek için üstün bir çaba sarfetmiştir. Bir ihtimal bu gayrette Niyazi Ağırnaslı’nın belirttiği şeklinde romanını yazımı hemen hemen bitmeden tefrikayı kabul etmiş olmasının getirmiş olduğu bir zorunluluk da vardır. “(…) Sabahattin bir seferinde kol bileğini çatlatmıştı. Günlerce çadırdan çıkmadı. Bir tenekeyle su ısıtırlar, çadırına korlardı. O çatlamış şiş kolunu sıcak suya daldırır bir taraftan da Kürk Mantolu Madonna tefrikasını tek eliyle çiziktirmeye çalışırdı.”[16]

B. İç Yapı

Sabahattin Ali, yapısı bir çerçeve hikâye ile bir iç hikâyeden meydana gelen pek oldukca hikâye yazmıştır. Yazar; “Hasan Boğuldu”, “Aniden Sönen Kandilin Hikâyesi”, “Köstence Güzellik Kraliçesi”, “Candarma Bekir”, “Kafa Kağıdı”, “Bir Latife”, “Duvar”, “Bir Mesleğin Başlangıcı”, “Sulfata”, “Katil Osman” ve “Çilli” şeklinde hikâyelerinde yetkin bir halde uyguladığı bu tekniği, Kürk Mantolu Madonna adlı romanında da uygular. Sabahattin Ali’nin bu tarzdaki bir yapıyı çoğunlukla kullanımı, asla şüphesiz onun sanat anlayışında mühim bir yeri olan ‘gerçeklik’ anlayışıyla beraber halk hikâyelerine ve geleneksel anlatılarımıza olan ilgisinden meydana gelmektedir. Kürk Mantolu Madonna’da geleneksel anlatılarımızın teknik, dil ve muhtevasına uygun bir yapıyı modernize edilerek kullanılmıştır.

Helezonik Bir Olay

     Roman, Sabahattin Ali’nin pek oldukca hikâyesinde görülen bir tarzda; bir çerçeve olay ve onun içine yerleştirilmiş iç bir olay ile kaleme alınmıştır. Kürk Mantolu Madonna helezonik bir olay yapısına haizdir. Romanın esas vakası içteki olay, kısaca Raif Efendi’nin hüzünlü ve gönül sızısı odaklı hikâyesidir.

Kürk Mantolu Madonna Üzerine. . .

A- Çerçeve Hikâye/Olay : İsimsiz anlatıcının hikâyesi, 1933, Ankara.

B- İç Hikâye/Olay : Raif Efendi’nin hikâyesi, 1918 ya da 1921-1923, Berlin.

C- Geçiş Noktası : İsimsiz anlatıcının Raif Efendi’nin hatıratını okumaya başlama anı.

Romanda iki ‘hikâye’, iki mekân, iki süre ve bunların kesiştiği bir ‘an’ vardır. İlk hikâye isimsiz anlatıcının, ikinci hikâye ise Raif Efendinin başından geçen bir aşk hikâyesidir. Birinci mekân Ankara, ikinci mekân Berlin’dir. Birinci hikâye 1933 senesinde, ikinci hikâye kısaca Raif Efendinin hikâyesi ise 1933 tarihinden 10-15 yıl (s. 48) geriye gidilerek tespit edilebilecek bir süre diliminde yaşanır.

Kürk Mantolu Madonna kahraman (ben) anlatıcının “Şimdiye kadar rastlantı ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde bir ihtimal en büyük tesiri yapmıştır.”(s. 11) söylediği Raif Efendiyi rastlantı eseri iyi mi tanıdığını anlatmasıyla adım atar ve Raif Efendiye ilişkin hatıratı okuması ile biter. Bu çerçeve vakanın içine bir iç olay yerleştirilmiş ve bu iç vakada da Raif Efendinin macerası ve hikâyesi anlatılmıştır.

İsimsiz anlatıcı bankadaki işinden çıkarıldıktan sonrasında maddi sorun çekmeye adım atar. Bigün gezerken okul sıralarından tanımış olduğu arkadaşı Hamdi’ye rast gelir. Hamdi makine vesaire komisyonculuğu icra eden bununla birlikte orman kereste işleriyle uğraşan bir şirkette müdür muavinidir. Arkadaşına kendi çalmış olduğu yerde iş ayarlayan Hamdi, onu Raif Efendi ile aynı odaya yerleştirir. Aynı odada çalışmaya süregelen isimsiz anlatıcı ile Raif Efendi içinde bir yakınlık oluşur ve isimsiz anlatıcı Raif Efendinin evine de gidip gelmeye adım atar. Raif Efendi kendi kabuğuna çekilmiş, silik, tepkisiz bir adamdır. İşyerinde olduğu şeklinde evinde de pek saygınlık görmez.

Romanın vaka örgüsünü oluşturan temel çatışmalar Raif Efendi merkezlidir. Raif Efendinin bastırılmış ve sindirilmiş benliğinin oluşmasında ailesi ile yaşamış olduğu çatışma mühim bir yer işgal eder. Eserin kompozisyonunu Raif Efendi ile ailesi, Raif Efendi ile mesai arkadaşları ve Raif Efendi ile eşi ve evlatları arasındaki çatışmalar oluşturur. Bu çatışmalarda Raif Efendi eylemsiz bir rol üstlenirken çatışmanın karşı güçleri hep baskındır.

Raif Efendi bigün hastalanır ve hastalığı onu ölüme götürecek kadar ilerler. Ölmeden ilkin de anlatıcıya kendisine ilişkin bir hatıra defteri bırakır. Raif Efendi bu defterde -aynı zamanda romanın iç hikâyesini oluşturan- vaktiyle gittiği Almanya’daki yaşamını ve yaşamış olduğu bir aşk macerasını anlatmaktadır. Anlatıcı ile beraber okuyucu da bu hatıratın sayfalarından Raif Efendinin gönül macerasını okur. Onu hayata ve insanlara karşı kayıtsız icra eden amiller de bu vesileyle öğrenilir.

Kürk Mantolu Madonna, ustaca kurgulanmış bir romandır. Bilhassa merak unsuru son sayfaya kadar okuyucuyu kendisine bağlar. Yazar merak ve gerilimi en üst düzeye taşımak için ilk olay halkasında düğümler atar. Sonraki sayfalarda bu düğümleri yavaş yavaş çözümlemek ve beklenmedik ve çarpıcı sonlar tasarlamak suretiyle romanı merakla takip edilir bir hâle getirir.

İki Anlatıcı, İki Bakış Açısı

     Romanda çerçeve ve iç olmak suretiyle iki hikâyenin bulunmuş olduğu yukarıda belirtilmişti. Bu tabi olarak iki mekân, iki süre ve iki bakış açısını da bununla beraber getirir.

Romanda hem çerçeve vakada hem de iç vakada kahraman (ben) anlatıcı tercih edilmiştir. İki anlatıcının kimliği kahraman (ben) anlatıcı olmakla beraber nitelikleri, bakış açıları farklıdır. Çerçeve vakanın anlatıcısı banka memuriyetinden hemen hemen ayrılmış, arkadaşının himmetiyle bir iş bulabilmiş, edebiyat meraklısı, yirmi beş yaşını doldurmamış bir gençtir. Sabahattin Ali’nin “Hasan Boğuldu” hikâyesinde olduğu şeklinde isimsizdir. Bu isimsiz anlatıcı bakış açısında objektif bir tavır sergilemiş, vakalara öznel yorumlarını katmamaya çaba göstermiş, çevredeki kişilerin duygu ve düşüncelerini objektif olarak göz önüne sermeye çalışmıştır. Dolayısıyla ben anlatıcı gözlemci bir tavır içerisindedir. Yazar, iç vakanın anlatımını Raif Efendiye verir. Raif Efendi, kendi hâlinde hayata ve insanlara karşı kayıtsız, sessiz, silik bir adamdır. İç hikâyeyi Raif Efendi’nin hatıratından aktarılan vakalar oluşturur. Çerçeve hikâyedeki anlatıcının aksine iç hikâyedeki anlatıcı daha öznel bir bakış açısını benimser. Vakalar, kişiler hep Raif Efendinin bakış açısından nakledilir. Ifade seçimi olarak hatıratın seçilmesi, asla şüphesiz bu öznelliği daha belirgin kılar.

Ankara-Berlin Hattı ve Süre

     İsimsiz anlatıcının var olduğu çerçeve hikâyedeki anlatma zamanı ile olay zamanı içinde birkaç aylık bir süre dilimi vardır. “Şimdiye kadar rastlantı ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde bir ihtimal en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçmiş olduğu halde bir türlü bu tesirden kurtulamadım.” (s. 11) ifadesi isimsiz anlatıcının aylar ilkin yaşamış olduğu bir vakası ve üstünde bıraktığı tesiri aradan ‘aylar’ geçtikten sonrasında aktardığını düşündürür.. Kozmik süre ise isimsiz anlatıcının ‘aylar’ ifadesini doğrular mahiyette sonbahardan şubat sonuna kadar uzanan bir süre dilimidir. İç vakada bu süre aralığı 10-15 seneyi bulur. Hâlden (20 Haziran 1933) geçmişe dönülerek 10-15 yıl ilkin yaşanmış olan vakalar hatıra defteri vasıtasıyla okuyucuya aktarılır. “Fakat mademki bir kere yazmaya karar verdim, her şeyi sükûnetle ve baştan anlatmalıyım… Bu takdirde birkaç yıl, hatta on on iki yıl geriye gitmek lazım… Kim bilir on beş… Fakat sıkılmadan yazacağım.” (s. 48). Geriye dönülerek aktarılan 10-15 senelik süre, romandaki toplumsal/tarihî süre unsurlarıyla belirginleştirilir. “Umumi harbin son seneleri (s. 48) mütareke seneleri (1918)(s. 51), mütarekeden sonrası (s. 48), Endüstri Nefise Okulunun etkin oluşu (s. 49), düşmanın vatandan kovularak millî ordunun Havran’ı kurtarışı (s. 68), Arap harflerinin hâlâ kullanılıyor olması (s. 143) şeklinde romanda kullanılan süre ifadeleri toplumsal/tarihî zamanı belirginleştirmektedir.

Romanda iki olay olduğundan, iki de mekân vardır. Çerçeve vakanın mekânı Ankara, iç vakanın mekânı ise Berlin’dir. “Sabahattin Ali’nin romanlarında mekân; anlatılan olayların içinde ne olduğu, yazarın niyeti ve kahramanların ruhi yapısıyla ilgili mesajları içinde taşıyan canlı ve fonksiyonel bir unsur olarak dikkat çeker. ”[17] Kürk Mantolu Madonna romanında da kahramanların içinde bulundukları duygusal ve ruhi durum ile bütünleşmiş mekân tasvirleri vardır. Mekân bir tek olayların geçmiş olduğu bir sahne değildir. Roman kişilerini tanımlayan ve tamamlayan bir yapıya haizdir. Bilhassa doğa tüm renkleriyle Sabahattin Ali’nin tüm romanlarında kendini hissettirir. Doğa kimi süre hüzünlere kimi süre da mutluluklara birlikte rol alır. Bilhassa mevsim tercihleri bu duyguları hep destek sunar mahiyettedir. Kürk Mantolu Madonna’da Maria Puder’in çalmış olduğu mekân, Raif Efendinin içinde bulunmuş olduğu gerilim ve heyecanı pekiştirir. Mekânın tasviri duygulara birlikte rol alır. Daha önceleri kendisi için can sıkan ve iç karartıcı bir hâlde görünen barıncak, Maria Puder ile iyi geçirdiği bir günün sonunda oldukca daha değişik gözükür: “Karanlık merdivenli barıncak bana pek şirin, koridorları dolduran tüm kokular hoş geldi” (s. 107). Raif Efendinin bakış açısından Berlin, gözleme dayalı bir görüş açısı ile tasvir edilir. İsimsiz anlatıcının Raif Efendinin evine giderken geçmiş olduğu yollar ve evinde gördükleri de gözlem tarafı ağır basan tasvirlerdir.

Kürk Mantolu Madonna’da mekânda bulunan unsurlar anlatılıp geçilmez. Her unsurun bir fonksiyonu vardır. Unsurlar anlatılmak istenen duyguyu, yaratılmaya çalışılan tabloyu, oluşturulmak istenen kimliği bütünler mahiyettedirler. Mesela Raif Efendi’yi ziyarete giden isimsiz anlatıcının, Raif Efendi’nin evini tüm ayrıntılarıyla tasvirinde bu dikkat ortaya konmaktadır: “Evin içi zannettiğim şeklinde değildi. Yiyecek odası olarak kullanıldığı anlaşılan holde büyük ve açılıp kapanır bir masa, kenarda içi kristal takımlarla dolu bir büfe vardı. Yerde güzel bir Sivas halısı duruyor, yan taraftaki mutfaktan dışarı yiyecek kokuları vuruyordu. Kız beni ilk olarak konuk odasına aldı. Buradaki eşya da güzel, hatta pahalı şeylerdi. Kırmızı kadife koltuklar, alçak ceviz sigara masaları ve bir kenarda devasa bir radyo odayı dolduruyordu. Her tarafta, masaların üstünde ve kanepelerin arkalığında ince işlenmiş, krem rengi dantel ve vapur şeklinde yazılmış bir ‘Amentü’ levhası asılıydı.” (s. 25) Bu pahalı ve güzel eşyalarla kurulu olarak tasvir edilen salon, Raif Efendinin dışındaki ev ahalisinin iyi mi rahat yaşadıklarını göstermeye yönelik gibidir. Aynı şekilde yaşamın her cephesinde sindirilmiş, gereksiz addedilmiş ve saygınlık görmemiş bir adam olan Raif Efendinin hasta yatmış olduğu oda da salonla karşıtlık teşkil etmesine karşın onun kişiliğini pekiştirir mahiyette anlatılmıştır: “Raif Efendinin odasına girince büsbütün şaşırdım. Burası evin öteki taraflarına asla benzemeyen, adeta bir leyli bir mektep yatakhanesi yada bir hastane koğuşu şeklinde yan yana bir sürü beyaz karyolaların dizili durduğu minik bir odaydı. ”(s. 25)

İsimsiz Anlatıcı, Raif Efendi ve Ötekiler…

     Kürk Mantolu Madonna romanının hacmiyle doğru orantılı bir kişi ekibi vardır. 164 sayfalık bir romanda on, on beş kadar kişinin varlığı, bu kişilerden çoğunun da figüratif karakterde olması bir tipolojik sınıflandırmayı mümkün kılmamaktadır. Öte taraftan çerçeve hikâye ve iç hikâyedeki şahıslar, ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Zira çerçevede yer edinen isimsiz anlatıcı, merkez konumunda ve başkişi fonksiyonundadır. Burada Raif Efendi ikinci derecede bir kahraman iken iç vakada kahraman anlatıcı ve başkişi konumundadır. Vakalar onun çevresinde gelişir. Çerçeve vakada iyi mi isimsiz anlatıcıyı anlatıdan çıkarınca ortada kurgu ve olay namına bir şey kalmıyorsa aynı durum iç hikâyede Raif Efendi için geçerlidir.

Sabahattin Ali, hikâye ve romanlarındaki karakterleri yaratırken yakın çevresindeki pek oldukca kişiden bir ekip özellikleri eserlerine yansıtır. Kimisi isimleriyle, kimisi karakterleriyle bu eserlerde yer alırlar. Yazarın kendi kişilik özelliklerinin de kimi süre parça parça değişik karakterlerde kullandığı görülmektedir. Bizzat kendisi Ayşe Sıtkı’ya yazdığı bir mektupta “(…) yüz çeşitli eserde yüz çeşitli adam yaratsam her birine kendimden bir parça verebilecek kadar doluyum.”[18] der. Kürk Mantolu Madonna’da yer edinen şahıslardan Raif Efendi’de Sabahattin Ali’den izler vardır. Raif Efendi’nin de Sabahattin Ali şeklinde Almanya’ya gittiği düşünülürse bu izleri izlemek zor olmayacaktır. Sabahattin Ali ile beraber Almanya’ya gidenlerden önde gelen Melahat Togar’ın verdiği bilgiler değerlendirilirse roman kahramanı Raif Efendi ile Sabahattin Ali arasındaki kimi benzerlikler kolayca ortaya çıkar: “Koltuğunun altında, devamlı kitaplar vardı ve bir çok kez kalınca bir lügat. Daha Almanca’yı adamakıllı sökmeden, Alman edebiyatına dalmıştı. Durmadan okuyordu. Koltuğunun altındaki kitapları ile kurstaki arkadaşların alay mevzusu olmuştu.”[19] Romandaki Raif Efendi de Almanya’ya gittiğinde bir pansiyonda kalmaya adım atar ve günlerini Almanca öğrenmek için kitap okumakla geçirir: “Yavaş yavaş kitap okumaya çalışıyor ve bu işten zaman içinde daha oldukca zevk duyuyordum. Bir süre sonra bu adeta bir iptila haline geldi. Yatağın üstüne yüzükoyun yatarak kitabı önüme açar, yanı başıma eski ve kalınca sözlük kitabını kor, saatlerce kalırdım.”(s. 54-55). Raif Efendinin Almanya’ya gittiğinde ilk okumuş olduğu yazarlar ile Sabahattin Ali’nin okumuş olduğu yazarlar da gene aynıdır.

Romana adını veren Kürk Mantolu Madonna ile ilgili de birkaç anekdot vardır. Sabahattin Ali’nin arkadaşlarından Niyazi Ağırnaslı, “Ankara’da Hacıbayram yolu üstünde Tecim hanının ilerisindeki köşede bir gazino vardı. İki Macar hanım burada şarkı söylerdi. Bu iki arkadaştan birisiyle de sonradan ben arkadaşlık etmiştim. Sabahattin’in Kürk Mantolu Madonna’da esin kaynağı bu hanımlardan birisiydi.”[20] der. Bir başka arkadaşı Muvaffak Onur ise şu bilgiyi verir: “(…)Şimdi bunlar, Muzaffer Şerif de var o süre, ABD’ya gitti sonrasında, bunlar, o kızlardan biri birisine diğeri ötekisine âşık olmuş. Benim haberim yok, bilmiyorum, beni boyuna zorluyorlar, gidiyoruz Camlı Köşk’e. Şimdi, Kürk Mantolu Madonna hikâyesindeki tip onun âşık olduğu kızlardan biridir. Fizyolojik olarak seçtiği tiptir.”[21] Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı’ya yazdığı bir mektupta “Almanya’da Frolayn Puder isminde bir hatuna ziyadesiyle âşıktım (Bu hanım dostlar içinde 28 namıyla meşhurdu). (…) Şimdi bunu mırıldanınca sisli ve yağmurlu teşrinievvel günlerinde 28 ile müzelere yada beyazperdeye gidişim aklıma gelir”[22] ifadelerini kullanır. Bilhassa bu kadının soyisminin romandaki Maria Puder ile aynı olması ve romanda yer almış olduğu şeklinde müze ziyaretleri dikkat çekicidir. Tüm bu bilgiler ışığında Maria Puder’in, Sabahattin Ali’nin hayatta tanımış olduğu birkaç kadının birleşimi olduğu söylenebilir. Maria Puder, tek bir bayan değildir. Fakat en o kadar da 28 namıyla meşhur olan hanımdır.

İsimsiz Anlatıcı:

     Edebiyata meraklı, kendi halinde, yaşamını bir halde idame ettirmeye çalışan iddiasız bir tiptir. Kürk Mantolu Madonna romanında yer edinen öteki şahıslar şeklinde kendi kendine yetmeye çalışan, zararsız, içine kapanık ve sadedir. Kürk Mantolu Madonna’da çizilen tüm tiplerin ihtirastan yoksun oluşları ve kavgalarını hep kendileriyle yapıyor olmaları ilgi çekicidir. İsimsiz anlatıcı da bunlardan birisidir.

Raif Efendi:

     Raif Efendi, Kürk Mantolu Madonna romanının varolma sebebidir. Raif Efendi, çerçeve vakada merak unsurunun merkezinde oluşuna karşı isimsiz anlatıcının gölgesinde kalır. Fakat iç olay baştan sona onun çevresinde şekillenir. Raif Efendi, hayata ve insanlara karşı kayıtsız, kendi iç dünyasında kabuğuna çekilmiş bir halde yaşar. Onun bu yaşam tarzını başından geçen aşk macerası belirginleştirmişse de o esasen çocukluğundan itibaren silik, tepkisiz ve kendi âleminde yaşayan biridir.

Raif Efendi iç hikâyede kendi ağzından ve çocukluğundan adım atmak suretiyle anlatılır. Kendisine nazaran o, “Daima birazcık beceriksiz ve utangaç”(s. 49), “küçükten beri hakikatten ziyade hayal dünyasında yaşayan sessiz”(s. 49), tabiatında “anlamsız denilecek kadar ileri giden bir çekingenlik” (s. 49) olan, çevresinde “aptal yerine” (s. 49) konan bir çocuktur. Kendisini müdafaadan aciz ve korkaktır. Yapabildiği en iyi şey bir kenara saklanıp ağlamaktır. Roman süresince birkaç kez tekrarlanan ‘kadınsı’ bir tarafı da vardır. Yalnız bu cinsel davranış dolayısıyla değil, çekingenliği, korkaklığı, hakikatten oldukca hayal âleminde yaşıyor olması ve kendi içine sığınıp ağlamayı tercih edişi ile ilgilidir. Babası bu özelliklerinden dolayı ona sık sık, “Yahu sen kız olacakmışsın fakat yanlış doğmuşsun!” (s. 50) der. Babanın sarf etmiş olduğu bu söz, çocuk Raif’te derin yaralar açar. Erişkin bir adam durumundayken bile onun bu ‘hanım şeklinde’liği dikkat çeker. Hatta bir konuşmalarında Maria Puder Raif Efendiye “Sizde de birazcık kadınlık var(…) genç kızlara mahsus bir hal var”(s. 79) der. Raif Efendi çocukluğunda ailesinden işittiği bu sözü erişkin bir erkekken de işitir ve buna üzülür: “Annemden ve babamdan oldukca dinlediğim bu sözü bu şekilde ilk kez konuştuğum bir insandan duymak beni şaşırttı ve üzdü…”(s. 79).

Raif Efendi dostlarıyla oyun oynayacağı yerde evin bahçesinde yada derenin kenarında yalnız başına oturup hulyalara dalmayı (s. 50) tercih eder, bundan da büyük bir zevk alır. Gerçek dünyadaki Raif ile karşıtlık teşkil edecek kadar hulyalarında cesurdur. Okumuş olduğu romanlar onu oldukca etkisinde bırakır, hulyalarındaki cesareti de aslına bakarsak bu romanlar ortaya çıkarır. Çevresinden uzak duruşu ise, kitaplarda tanımış olduğu kişileri çevresinde bulamamaktan meydana gelmektedir: “Aslına bakarsanız muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?” (s. 52). Kendi iç âleminden çıkamayışının korkusu, Raif Efendiyi çeşitli uğraşılardan alıkoyar: “Bir zamanlar kendim de yazı yazmaya, hatta küçük şiirler karalamaya kalkmış, fakat bundan acele vazgeçmiştim: İçimdekileri herhangi şekilde olursa olsun dışarıya vurmak korkusu, bu anlamsız ve gereksiz ürkeklik yazı yazmama mâniydi. Yalnız fotoğraf hayata geçirmeye devam ediyordum. Bu iş bana, içimden bir şey vermek şeklinde gelmiyordu. Dışarıyı alıp bir kâğıda aksettirmekten, bir mutavassıtlıktan ibaret görünüyordu. Nitekim işin bu şekilde olmadığını anlayınca bundan da vazgeçtim… Hep o korku yüzünden…” (s. 51)

Raif Efendi, fotoğraf yapmanın da bir nevi ifade, bir iç ifadesi bulunduğunu İstanbul’da ve Sanayii Nefîse okulunda öğrenir. Evde ve atölyede yapmış olduğu resimlerin en manasızlarını hocalarına gösterir. Kendisine dair herhangi bir şey ifade eden, içinde kendisinden herhangi bir şey bulunan resimleri büyük bir titizlikle saklar, ortaya çıkarmaktan utanır. Bunların tesadüfen birinin eline geçtiğinde, çıplak ve mahrem hâlde yakalanmış bir ‘hanım şeklinde’ şaşırır, kıpkırmızı olur ve kaçar (s. 51). Aslına bakarsanız Raif Efendinin çocukluğundan tevarüs eden pek oldukca özelliğinden birisi de ‘kaçmak’tır. O yaşam karşısında duruşunu hep mücadeleci olarak değil bırakıp kaçan biri olarak belirlemiştir. “Hayatımda asla hiç kimseye direnç etmeye alışmamıştım. Elimden gelen sadece kaçmaktı (…)” (s. 65). Bir bayan herhangi bir halde hoşuna gidince yapmış olduğu iş ondan kaçmak olur (s. 60). Çocukluğundan getirmiş olduğu bu kişilik özellikleri gençliğinde ve yaşlılığında da devam eder. Hanımefendilere karşı utangaç ve sıkılgandır. Maria Puder’in fotoğraf galerisinde kendi kendisini çizdiği portresini görünce ona tutulur, onunla karşılaşmak fikri aklına ulaşınca de bu fikirden korkar. 24 yaşındadır ve başından hiçbir hanım macerası geçmemiştir (s. 60): “Benim şeklinde hayatında asla macerası olmayan bir adamın ilk kez bu şekilde bir hanımla karşılaşması hakikaten korkulu olurdu. ”(s. 59). Raif Efendi’nin dünyasında hanım “maddilikten uzak, yaklaşılmaz bir mahluktur” (s. 60). Gerçek hayatta kaçtığı kadınlardan sadece hayallerinde sevişir: “Yalnız kaldığım zamanlar, aklımda canlanan bu hanımlarla, en usta âşıkların bile aklına gelmeyecek görüntüler yaşar, sıcak ve zonklayan dudakların sarhoş eden tazyikini ağzımda, hakikatte olabileceğinden birkaç kat daha güçlü olarak duyardım.” (s. 60). Raif Efendi tüm çekingenlik, sıkılganlıkların yanında takıntıları da olan biridir. Günlerce “Kürk Mantolu Madonna” resminin olduğu sergi salonuna gider ve gün süresince bu resmi seyreder.

Raif Efendi, kendine kurduğu dünyanın tek sakinidir. O yalnızdır. Maria Puder’in “Berlin’de yalnızsınız değil mi?” sorusuna “(…) Tamamen yalnızım…Fakat Berlin’de değil…Tüm dünyada yalnızım…Küçükten beri…” (s. 79) yanıtını verir. Maria Puder kendisini adam şeklinde olduğundan yalnız hissederken, Raif Efendi bir adam olduğu hâlde yalnızdır ve pek oldukca şahıs onun kız şeklinde olduğundan bahseder.

Sabahattin Ali, Raif Efendi tipini çizerken en küçük ayrıntıları dahi atlamaz. Onu okuyucunun gözünde her şeyiyle tecessüm ettirir. Raif Efendiyi tamamlayan hususiyetlerden birisi de mütereddit oluşudur. Maria Puder kendisini takip eden Raif Efendi’nin adımlarındaki tereddüdü bile sezmiştir.

Raif Efendi tabiata düşkün bir adamdır. Bu özellik Maria Puder’de de vardır. Maria Puder’e söylediği şu sözler bu düşünceyi doğrular mahiyettedir: “Ben de sizin şeklinde tabiatı oldukca severim, hatta diyebilirim ki insanlardan ne kadar uzak kaldıysam tabiata o denli sokuldum.” (s. 102). Raif Efendi, çocukluğundan itibaren tüm olumsuzluklarda tabiata sığınır. Bu yaşamı süresince da devam edecektir. Yurda döndüğünde kendisine bırakılan çorak ve verimsiz toprakları adam etmeye çaba etmesi, tabiata olan ilgisinden meydana gelmektedir.

Raif Efendi romanın merkezinde duran bir kişidir. Dolayısıyla romana kabul edilen ilk isim, Raif Efendiyle ilgilidir ve onu en iyi tanımlayan bir sıfattır: “Gereksiz Adam.”[23] Raif Efendi kendisini dünyanın en gereksiz adamı addeder: “Muhakkak ki dünyanın en gereksiz adamıydım. Yaşam beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Asla kimsenin benden bir şey beklediği ve benim asla kimseden bir şey beklediğim yoktu.”(s. 127). O sıkılgan, utangaç, içine kapanık, duygusal, mütereddit, okumaya meraklı, hayalperest, mücadeleci olmayan, kadınlardan kaçan, hayata ve insanlara karşı kayıtsız, silik fakat yaşamı kalenderane bir tavırla yaşamaya çalışan ruhsal derinliği olan bir kişiliktir.

Fizyolojik özellikleri ise şöyledir: Saçları kısa ve tepesi açılmış, kulaklarının altından gerdanına uzanan kırışıkları olan, uzun ince parmaklı, sarı bıyıklı birisidir.

Maria Puder :

     Yaratılış itibarıyla sıradanın haricinde bir tiptir Maria Puder. Onunla arkadaşlık yapanlar “müziç ve anlaşılmaz bir mahlûktur” (s. 83) derler. Maria Puder’de feminist bir eğilimin varlığından söz edilebilir. Zira o erkeklerden nefret eder (s. 83). Adamların tahakkümünden hoşlanmayan hatta adamların hanımefendilere bakışlarından, hareketlerinden, tavırlarından nefret eden biridir.

Maria Puder, Raif Efendinin zıddı bir tiptir. Raif Efendide genel geçer adam özellikleri, Maria Puder’de ise hanımefendilere özgü özellikler yoktur. Maria Puder’in erkeklere karşı beslediği nefret kısmî olarak bayanlar için de vardır: “Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının adam karşısında devamlı eylemsiz kalmaya zorunlu oluşu… Niçin? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?.. Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. Niçin böyleyim, niçin öteki bayanların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor? Bunun üstünde oldukca düşündüm. Acaba bende anormal bir taraf mı var, dedim. Hayır, tersine, bir ihtimal öteki kadınlardan daha düzgüsel olduğum için bu şekilde düşünüyorum. Zira hayatım, sırf bir rastlantı eseri olarak, öteki bayanları mukadderatını doğal görmeye alıştıran tesirlerden uzak geçti. Babam, ben daha küçükken öldü. Evde annemle ikimiz kaldık. Annem, doğal olarak olmaya, itaat etmeye alışmış olan kadınlığın adeta timsaliydi. Hayatta yalnız yürümek itiyadını yitirmiş, daha doğrusu bu itiyadı asla kazanmamıştı. Yedi yaşlarında olduğum halde onu ben yönetim etmeye başladım. Ona ben metanet tavsiye ettim, akıl öğrettim, destek oldum. Böylece adam tahakkümü görmeden, kısaca doğal olarak büyüdüm. Mektepte kız arkadaşlarımın miskinliği, emelleri beni daima tiksindirdi. Hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. Hiçbir süre adamların önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. Bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkûm etti. Kız dostlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. Hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu. Erkeklerle de dost olmadım. Aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler. O süre adam azminin ve kuvvetinin ne işe yaradığını oldukça iyi anladım; dünyada hiçbir mahlûk bu kadar kolay muvaffakiyetler ardında koşmaz ve hiçbir mahlûk bir adam kadar hodbin, kendini beğenmiş ve nahvetli, fakat bununla birlikte korkak ve rahatına düşkün değildir. Bir kere bu tarz şeyleri fark ettikten sonrasında erkekleri sevebilmem imkânsızdı. En hoşuma giden ve birçok hususlarda bana yakın olan adamların bile, minik vesilelerle, bu kurt dişlerini gösterdiklerini; her ikimize aynı derecede zevk veren beraberliklerden sonrasında, özür dilemeye, himaye etmeye çalışan, fakat bununla birlikte herhangi bir halde muzaffer bulunduğunu zanneden ahmakça bakışlarla yanıma sokulduklarını gördüm. Oysa acınacak halde olan, zavallılıkları meydan çıkan onlardı. Hiçbir hanım, tutku halindeki bir adam kadar âciz ve komik olması imkansız. Buna karşın bu hallerini bir kuvvet tezahürü zannedecek kadar yersiz bir gururları vardır… Aman yarabbi, insan deli olur… Kendimde hiçbir gayri doğal temayül bulunmadığını bildiğim halde, bir hanıma âşık olmayı yeğlerim.”(s. 99-100).

Toplumun tüm normlarına karşı çıkan ve değişik bir duruş sergileyen Maria Puder, Raif Efendiye karşı duyduğu aşk ile bazı kanaatlerini değiştirir. Bu değiştirdiği kanaatlerden biri de erkeklere karşı beslediği güvensizliktir, inanmazlıktır: “Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne işe yaradığını biliyorum! dedi. Bu tamamlanmamış sana değil, bana ilişkin… Bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar oldukca sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum… Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki insanoğlu benden inanmak kabiliyetini almışlar…” (s. 139). Maria Puder’in hayata karşı tepkisel kayıtsızlığı, erkeklere ve insanlara inanmayışı bireysel özelliklerinin yanında yaşamış olduğu dönemle de ilgilidir. Birinci Dünya Savaşı yılları pek oldukca insanda olduğu şeklinde Maria Puder ve Raif Efendide de ruhsal ve ruhi bir ekip travmalara yol açmış, hayata karşı duruşlarını şekillendirmiştir.

Raif Efendi ve Maria Puder’in pek oldukca bakımdan benzerlik içinde bulunduklarını söyleyebiliriz. İkisi de sanata tutkun, kendi varlıklı iç âlemlerinde yaşayan ve dışarıya karşı kayıtsız tiplerdir. Yalnız Raif Efendinin kayıtsızlığı yaşam karşısında almış olduğu eylemsiz duruş ile alakalıyken Maria Puder’inki daha oldukca tepkisel bir kayıtsızlıktır.

Maria Puder de hayatta yalnızdır. Yalnızlığını kendi ifadesi ile ‘adam şeklinde’ oluşuna bağlar: “(…) Ben hep bu şekilde apaçık konuşurum… Bir adam şeklinde… Aslına bakarsanız bir oldukca taraflarım erkeklere benzer…Kim bilir bunun için yalnızım…”(s. 79). Raif Efendi adamdır ve o da yalnızdır.

Netice Yerine:

     Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’nin romanları içinde ele almış olduğu mevzu bakımından farklılık göstermesine rağmen sıcak, samimi dili ve hikâye kurgusu bakımından bir bütünün parçasıdır.

Modernizmin kişi üstüne inşa etmiş olduğu insan algısının I. ve II. Dünya savaşlarının getirmiş olduğu buhranlı atmosfer ile yıkılması, dünya ve Türk edebiyatında antikahramanların doğmasına yol açmıştır. Bu toplumsal şartlar “bireyci” olarak nitelenen Sait Faik (Gereksiz Adam-Mansur) ile “toplumcu” Sabahattin Ali’yi (Kürk Mantolu Madonna-Raif Efendi) aynı türden antikahramanlar yaratma noktasında birleştirir. Böylelikle Kürk Mantolu Madonna, Raif Efendinin kimliğinde amaçsız, günü yaşayan, geleceğe dair hedefleri ve beklentileri olmayan, içine kapanık, bayağı ve minik insanoğlunun romanı olmuştur.

Geleneksel anlatılarımızdaki kimi teknikleri çağdaş bir yapı içinde kullanmaktaki başarısı ile dikkat çeken Sabahattin Ali, bilhassa yazdığı hikâyelerde gerçeklik hissini uyandırmak için başvurduğu hatıra defterinden aktarım tekniğine Kürk Mantolu Madonna romanında da yer vermiştir. Yazarın, Kürk Mantolu Madonna romanında devam ettirdiği bir başka özelliği ise anlaşılabilirlik ve gerçeklik ilkeleri çerçevesinde halk dilinde çoğunlukla kullanılan tabirlere, ikilemelere hatta kimi süre argo laflara yer vermesidir.

Kurgusunun başarısı, romanda yer edinen şahısların ustalıkla çizilmiş olması, kullanılan dilin akıcılığı ve sağlamlığı ortaya başarıya ulaşmış bir yapıt çıkarmıştır. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna ile edebiyatımızda edinmiş olduğu haklı şöhretini pekiştirmiştir.

OKUDUYSANIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN

Uyarı: Sitemizde yer edinen ve alacak yazı, haber, yazı, video, yorum ve tüm mevzular kategoriler tıbbi bilgiler bir tek genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler süre içinde geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer edinen bu bilgiler hiçbir süre doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan meydana getirilen herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan görevli tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum icra eden kişiler, bu ikazları kabul etmiş sayılacaktır. Renkfm isminde herhangi bir bireysel yada kurumsal şirket , siteler ve kişiler ile ilgili en küçük bir bağlantısı , ortaklığı ve benzeri ilişkileri yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir