Ana Sayfa / Kitaplar / KALICI ŞİİR NASIL YAZILIR?

KALICI ŞİİR NASIL YAZILIR?

Nerede ise konuşma dili ile başladığı söylenilen ve yazının icadı ile örnekleri sergilenen şiire, günümüze gelinceye kadar meydana getirilen ve bizlerden sonrasında da yapılmaya devam edilecek olan tariflerin derhal hepsinde, şiir adına bir doğru kesinlikle vardır. Hangisinin daha doğru olduğu ya da şiirin kati bir tarifinin yapılıp yapılamayacağı ise bizlere gelinceye kadar tartışıldığı şeklinde bizlerden sonrasında da tartışılacaktır.

Aslına bakarsak bizim üzerimize düşen vazife bu tariflere takılı kalmak, birini diğerine tercih etmek ya da yeni tariflerin peşine düşmek yerine sanırım üstünden ne kadar vakit geçerse geçsin, şiir tarzında hangi değişimler olursa olsun hala okunabilen, hafızalarda minimum birkaç mısrası kalan, birebir sözcükleri hatırlamasak bile aklımıza gelmeyi başarabilen şiirleri ortaya çıkarmak ve şiirleri bu seviyeye getirmek olmalıdır.Doğrusu, okuyucuya kalıcı olmayı başarabilen şiirler sunmaktır.

Bugün binlerce şiir, yüzlerce şiir kitabı içinden dikkatimizi çeken ve birkaç kere daha okumayı arzu ettiğimiz şiirlerin oldukca fazla bulunduğunu söyleyebilir miyiz?Edebiyat akımlarının, siyasal gelişmelerin ya da toplumsal değişmelerin farklılıklar göstermesi ve değişime uğramasına karşın seçimi ne olursa olsun “iyi şiir” dediğimiz şiirlerin hep fark edilmiş olduğu, fanatik uçlardakiler hariç şairi beğenilsin beğenilmesin hakkı teslim edildiğini biliyoruz.

Kalıcı şiirlerin ortaklaşa özellikleri vardır ve olmalıdır. Bu özelliklere geçmeden ilkin şairi ve şiiri etkileyen, etkilenmesini elde eden sosyolojik özellikleri irdelemek gerekir.

Her toplumun kendine özgü sosyolojik özelliklerinin, tarihsel süreçlerin güne etkilerinin, dini ve siyasal görüşlerinin, toplumsal sıkıntıları ya da sevinçlerinin o toplumdaki kültür, sanat ve edebiyat alanındaki icraları etkilemeleri ne kadar doğalsa, kendi toplumlarının bir bireyi olan şairlerin etkilenmeleri ve etkilemeleri de o denli doğaldır.

Türk edebiyatındaki devrelere baktığımızda; İslamiyetten önceki Türk Edebiyatı, İslamiyetin tesirindeki Türk Edebiyatı ve Batı Edebiyatı tesirindeki Türk Edebiyatı ana başlıklarında bu sosyolojik etkilerin örneklerini oldukca belirgin olarak görmekteyiz.

İslamiyetten önceki Türk Edebiyatında (gerek sözlü gerek yazılı olsun) Şamanizm, Maniheizm, Budizm şeklinde dini etkilerle beraber, Türklerin gelenekçi kahramanlıklarının ( destan), ataya saygı ve atasözlerinin ( sav), ölmekle bile unutmadıkları devlet adamı ve yakınlarının ( sagu) , günlük yaşamın bir parçası olan aşk,avlanma ve törenlerin (koşma) açık örneklerini görüyoruz.

İslamiyetin tesirindeki Türk Edebiyatında ise Acem Edebiyatının ve İslam dininin etkilerinin; 13.yüzyıla kadar oluşumu,19.yüzyıla kadarsa tesirleri devam eden Divan Edebiyatını oluşturduğunu biliyoruz.

Batı Edebiyatı tesirindeki Türk Edebiyatının temelinde “Batılılaşmak” akımı ile beraber aslen oldukca eskiye dayanan Yunan Edebiyatının izlerini, edebiyatta ve şiirde Divan Edebiyatının ve şiirinin zamanının dolduğunu ve şiire yeni bir bakış, değişik bir açılım getirmek icap ettiğini düşünenlerin çabaları vardır.

Bunların ne kadar etkili oldukları ve ortaya koymaya çalışmış oldukları yeni türün ne kadar başarıya ulaşmış olduğu bir münakaşa mevzusu ise de, tesirleri inkar edilemez bir gerçektir.

Bu etkilenmelere aynı toplumda aynı milletten olmasına karşın siyasal ve inanç olarak farklılıklar gösteren bir başka bölünmenin de etkilerini, hatta bu bölünmenin kimi zaman fanatizm derecesine varan kutuplaşmalara kadar gittiğini de düşünürsek, seçimi , metodu hatta şiirselliği göreceli olarak değerlendirilip, iki değişik eleştirmen ya da okuyucu tarafınca oldukca değişik değerlendirilmeye doğal olarak tutulan şiirin ve şairinin hakkı tam olarak teslim edildiğini söylemek ne kadar doğru olur ? (Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet Ran örneğinde olduğu şeklinde..) Teslim etmemekse ne kadar adildir ?

Eğer şiiri, şiir olarak eleştirmek ve hakkını teslim etmek istiyorsak sanırım iki tuzaktan kurtulmamız gerekiyor.

Bu tarz şeyleri önyargı ve fanatizm olarak düşünebiliriz.

Her mevzuda olduğu şeklinde şiirde de önyargıdan kurtulamayanların sığındığı “Önyargıyı parçalamak Atomu parçalamaktan daha zor olsa gerek”( *1) sözünün arkasına sığınmak sanırım oldukca kolaya kaçmaktır. Şiiri hak etmiş olduğu yerde görmek isteyenlerin gerek siyasal gerek biçim olarak kendi tercihleri saplantısından kurtulmadan, hangi şiiri yazmış olurlarsa olsunlar şiire katkı sağladıklarını iddia etmeleri bence oldukca gerçekçi değildir.

Bir öteki hastalık ise fanatizmdir ki, adeta futbol ekibi meblağ şeklinde bir seçimi desteklemek (hececi-serbestçi) ve ötekini yok saymak gene şiire meydana getirilen en büyük haksızlıktır.

Her tarzın kendine özgü hususi ve güzel yönlerinin bulunduğunu görmezden gelemeyiz. Amaç güzel ve kalıcı şiirse bizim üstünde düşünmemiz ve çalışmamız ihtiyaç duyulan en mühim husus, şiirlerdeki karakteristik yapının evrensel şiir normlarıyla ne kadar uyum içinde olduğu, Ulusal, bölgesel ve kültürel alanda değişik mesajlar vermiş olsa bile şiir terimi ile ne kadar uyup uymadığı, iyi mi uyum sağlaması gerektiği olmalıdır..


Şiiri incelemeden ilkin sanırım iyi şiir yazmayı hedefleyen şairlerin dikkat alması ihtiyaç duyulan iki mühim hususa değinmemiz gerekiyor. Bunlar;
1-Yaşamış olduğu toplumu ve toplumsal değerleri dikkate almalıdır.
“Evrensel olmanın yolu ilkin ulusal olmaktan geçtiğine”(*2) bakılırsa bir şiir ilkin kendi toplumuna ve o toplumun bireylerine hitap edebilmelidir.

Karnı aç olan bir insanoğlunun ekmeğe olan özlemini pastayı tasvir eden bir şiirle , tek yakacağı ya da geçim deposu odun olan bir insana ağaç ve tabiat sevgisini anlatmaya çalışan bir şiirle ne kadar hitap edebilirsiniz? “Müslüman mahallesinde salyangoz satan” bir satıcı ne kadar saygınlık görecekse, vaftiz töreninde zemzem öneren de aynı itibarı görecektir. İyi ve kalıcı şiiri hedefleyen ozan, kendini toplumdan ayrı düşünüp, toplumun nispet yaparcasına ve topluma karşın kendi doğrularını tek doğru kabul ettiğinde ve inatlaştığında sanırım bir büyük hata yapmış olur ve amacına ulaşamaz.
2-Dünyaya açık olmalıdır.


Şairin dünyadaki toplumsal ve kültürel gelişimleri oldukca yakın takip etmeli, dar kalıplardan ve akım saplantısından kendini kurtarmayı başarabilmelidir. Dünyadaki ve ülkesindeki yazınsal akımları, tarzları ve değişik kültürlerin mahsullerindeki lezzeti tadabilmeli ve kıyaslayabilmelidir.
Şiire erişince;
İyi ve kalıcı şirden ilkin şiir normlarını sıralayacak olursak eğer “şiirin ne olmadığı” mevzusunda ittifak edilen bazı temel noktaları sıralamak gerekecektir. Bunlar;
1- Düzyazı ve düzyazı ile ayırt edilemeyecek şekilde olmayacak
2- Konuşma metni şeklinde olmayacak
3- Anlaşılmaz bir üslupla yazılı olmayacak
4- Dil ve yazım hataları ile dolu olmayacak

Şiir bunlardan kurtulmuş olduğu vakit şiir olarak kendini okutur ve kabul görür. Fakat iyi ve kalıcı şiir olma yolunda titizlikle dikkat edilmesi gerekenler bu kadarla sınırı olan değil.

Çeşitli münakaşa ve araştırmalarda ortaya çıkan özelliklerin bir kısmına tamamen bir kısmına ise kısmen katılmış olsam da bana bakılırsa iyi ve kalıcı şiirde olması gerekenleri şöyleki sıralanmalıdır.

a) Dil iyi kullanılmalıdır.


Seçimi ne olursa olsun, şiirde; gramer kurallarına, imlaya dikkat edilmeli, dildeki yazınsal sanatlar oldukca iyi bilinmeli ve kullanılmalıdır. Ne kadar sağlam kurgusu olursa olsun zayıf ve hatalı bir ifadeyle yazılan şiir noksan bir şiirdir.


b)Şiire kesinlikle duygu katılmalıdır.


Bence şiirin eğer olmazsa olmazlarından biri duygudur. Okuyucu şiiri okumuş olduğu vakit etkilenmeli, bir tarafına değmeli ve iz bırakmalıdır.

Muhteşem bir robot yapabiliriniz fakat o robota ağlamayı, gülmeyi ve hissettirmeyi öğretemezsiniz. Bir şiir kesinlikle arabesk olmamalı fakat kesinlikle duygulu olmalıdır.


c)Sıradanlıktan uzak olmalıdır.


Şiir; sözcük seçimlerinde, örnekleme, tasvir, tasarım, güncel tabiriyle imge olarak zenginleştirilmeli, değişik ve yeni tabirlerle süslenmeli hatta “sözlerin ve sözcüklerin kanatlanmaları” (*3) sağlanmalıdır.

Okuyucu, şiirin içinde oldukca iyi bilmiş olduğu bir mevzuyu bile okurken sanki yeni duyuyormuş şeklinde hissetmelidir.

İfade edilen ve verilmek istenen bildiri düz mantıkla değil, kimi zaman tersten verilerek düşündürmeli, kimi zaman görülmeyenler gözler önüne serilmeli, kimi zaman oldukca iyi bilinenler bile sanki yeni duyuluyormuş şeklinde bir his uyandırmalı.


d) Şiirde ses ve uyum olmalıdır.


Şiirde akıcılık ve ses bütünlüğü sağlanmalıdır. Fazlaca güzel giden bir mecrada ilerlerken duvara çarpar şeklinde durmamalı ve sekteye uğramamalıdır.

Şiir yüksek sesle okunduğunda, anlam olarak beyinde, ses olarak kulakta hastalık oluşturmamalıdır.
e)Şiirde bütünlük sağlanmalıdır.


İlk mısradan(mısra) son mısraya kadar şiir bir bütünlük arz etmeli, bildiri ve içerik olarak kopukluklar ve sapmalar olmamalı..


Hele ölçülü şiirlerde; hece ve kafiyeye bağlı kalmak adına anlamı sekteye uğratacak ve şiiri basitleştirecek sözcüklerden kaçınılmalı, oldukca malum kafiyeler mümkün mertebe kullanılmamalı, tekrarlardan kaçınılmalı,“ben, sen, biz, o, bir…” şeklinde hece tamamlayıcı sözcüklerden uzak durulmalı ya da oldukca azca kullanılmalıdır….


f) Şiir okunduktan sonrasında unutulmamalıdır.
Şiir okunduktan sonrasında derhal unutulmamalı ve akılda bir halde kalmalı en azından iz bırakmalıdır.

Mevzusu itibarıyla karşılaştırma yapılırken akla gelecek özelliklerde olmalı.

Bu tespitler artırılabilir muhakkak. Bu tespitlere uyan her şiir kesinlikle oldukca iyi ve kalıcı bir şiir olmayabilir fakat, her iyi ve kalıcı şiir kesinlikle bu özellikleri olan şiirdir.
Ve, benim aklımda kalan her şiirde bu özelliklerin bulunduğunu görüyorum…

Halk icinde saygın bir nesne yok devlet şeklinde,
Olmaya devlet ve cihanda bir nefes sihhat şeklinde” (Kanuni Sultan Süleyman)

Bir oldukca gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir oldukca seneler geçti; dönen yok seferinden (Yahya Kemal Beyatlı)

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları sadece, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın. (Mehmet Akif Ersoy)

Kaf dağını assalar, bir ihtimal çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! (Necip Fazıl Kısakürek )

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi yazgı;
Aldırma, bu şekilde gelmiş, bu dünya bu şekilde gider! (Necip Fazıl Kısakürek )

‘Yâr’ diyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk, kâğıda yazılmıyor Mihriban. (Abdurrahim Karakoç )

…………………………………….

Kalıcı ve hatırlanası şiir bırakmak isteyen şairlere ve ozan adaylarına şu çağrıyı yapmak isterim. Kendinize ozan dedirtebilir, şiir kitabı ve kitapları çıkarabilirsiniz.

Fazlaca övgülerde alabilirsiniz, sadece; akrebin kıskacında kaderi yoğurmadıktan, lambada titreyen alevi üşütmedikten sonrasında kalıcı olmak adına işiniz hakkaten zor……

 

 

Kaynak : http://edebiyatdunyasi.blogcu.com/iyi-siir-kalici-siir/3979981

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir