Ana Sayfa / Albümler / İkinci Albüm Sendromu: Wolf Alice – Visions of A Life

İkinci Albüm Sendromu: Wolf Alice – Visions of A Life

Global müzik grubu fabrikası İngiltere’den çıkan son ürünlerden olan Wolf Alice, günümüz indie müziğinin “gürültülü hanım vokalli ve hafifçe grunge soslu alternatif rock grubu” ihtiyacına karşılık veriyor. Tıpkı Palma Violets ya da The Vaccines şeklinde daha ilk albümleri çıkmadan bile İngiliz basını tarafınca yere göğe sığdırılamayan grup, hakkaten de 2013 çıkışlı EP’leriyle ve bilhassa kayda adını veren “Blush” parçasıyla fazlaca ses getirmeyi başardı. Vokal Ellie Rowsell’in duru güzelliğiyle ve tıpkı Hannah Reid’in London Grammar için istemsiz bir halde yapmış olduğu “görüntü emek harcaması”yla birlikte grubun adı daha kolay tanındı. Bunun haricinde Wolf Alice, icra ettikleri müzik seçimi hala tam bir kategoriye konulamasa da, naif bir çağıl indie-pop anlayışından shoegaze’e ve ek olarak 90’ların Sonic Youth, Hole ve Pixies’ine kadar uzanan geniş bir yelpazede kendilerine özgü bir biçim buldu.

2015 yazında ilk stüdyo albümleri My Love Is Cool‘u piyasaya sürdükten sonrasında grup, İngiliz medyasının kendilerini pohpohlamakta ne kadar haklı bulunduğunu dinleyenlere ispatladı. Doğal belli bir kesimin “Ortalıkta esasen gitar müziği meydana getiren fazlaca yeni grup yok, o yüzden Wolf Alice şişirilmiş bir balon.” benzetmelerine de (bilhassa web ortamında) maruz kaldı. Buna karşın albüm, neredeyse her müzik otoritesi tarafınca pozitif eleştiriler almayı başardı ve hatta Ada’nın meşhur Mercury Prize ödülüne de aday yayınlandı. Her parçası ayrı bir özenle yazılmış olan albüm, “Bros”, “Giant Peach”, “You’re a Germ”, “Your Loves Whore” ve T2 Trainspotting filmimizde de akıllara kazınmış olan tatlı mı tatlı “Silk” şeklinde birçok mühim bölüme haiz. Ek olarak albümün deluxe versiyonundaki buram buram 90’lar kokulu “Moaning Lisa Smile”, grubun en mühim hitlerinden oldu ve ertesi yıl Grammy’lere adaylığıyla da Wolf Alice adını tüm dünyaya duyurdu.

İki yıl sonrasında 2017’de ise grup, Ellie Rowsell’in halasının eski bir fotoğrafının kapakta yer almış olduğu ikinci albümleri “Visions of A Life” ile ortamlara döndü. Dörtlü, ilk kayıtlarında oluşturduğu müziği daha spontane bir yaklaşımla birazcık da risk alarak geliştirmeye çalışıyor. Bilhassa bu yönden albümün en dikkat çekici parçası “Don’t Delete the Kisses”, grubun piyasada haiz olduğu toprakları resmen genişletiyor. Rowsell’in fazlasıyla açık ve vurucu olan uzun şarkı sözleri ile nakaratın “What if it’s not meant for me? Love.” ve “Me and you were meant to be. In love.” şeklinde değişik şekillerde söylenmesi şeklinde detaylara haiz şarkı, dinleyenleri alıp başka dünyalara götürüyor. Ek olarak kısa film tadındaki çok büyük klibinin de etkisiyle albümün hatta kim bilir grubun en sağlam işlerinden biri.

Albümün single olarak çıkan öteki parçaları “Yuk Foo” ve “Beautifully Unconventional” ise fazlaca net bir halde ifade etmek gerekirse “kolay” işler. Grubun çok da fazla uzun olmayan geçmişine bakıldığında konserlerinde çalmadıkları, kıyıda köşede kalmış şarkıları bile bunlara kıyasla daha özenli duruyor. St. Purple & Green ise ilk albümden tatlar taşıyan melodik yapısıyla pozitif anlamda öne çıkan bir parça. Rowsell’in kişisel şarkı sözleri ile beraber, parçanın Rowsell’in büyükannesiyle ve ölüm-hayat arasındaki ilişkiye odaklandığı belli oluyor. Bir başka dikkat çekici parça ise albüme adını veren 8 dakikalık “Visions of A Life”. Canlı performanslarıyla da meşhur bu grubun, şarkıdaki gitar performansı adeta dinleyenleri konserlerine gitmek için özendiriyor.

Albümde dikkatli müzikseverlerin yakından tanımış olduğu “ikinci albüm sendromu”yla karşı karşıya kalmamak elde değil. Her insanın tahmin edebileceği suretiyle bir müzik sanatçısının ilk albümü genel anlamda tüm yaşamı süresince yapmış olduğu çalışmanın en iyi meyvelerini ihtiva eder. Başarı göstermiş bir ilk albümden sonrasında en azından aynı çizgiyi yakalayabilmek kolay değildir. Bunu hakkıyla yapmış olanlar da şu an müzik sektörünün mühim isimlerinden olduğundan Wolf Alice’i bu kefeye koymak doğru mu orası tartışılır. NME ve DIY şeklinde bu albüme 5 yıldız veren İngiliz otoriteleri, haliyle grubu övmeye de doyamıyor. Amerikan medyası albüme daha objektif baksa da dünya genelinde genel görüş ise albümün gene fazlaca başarıya ulaşmış bir iş olduğu. Takdir doğal ki bu müziği evinde, otomobilinde, kulaklığında dinleyen müzikseverlerin. Sadece şu bir gerçek ki grup, bu albümde ivmeyi fazlasıyla düşürüyor. Bahsedilen birkaç kural dışı hariç, parçalar sanki ilk albümden arda kalanların 1 saatte stüdyoda kaydedilip piyasaya sürülmesi şeklinde bir özensizlik ve hayal kırıklığı taşıyor. Bu albümdeki hatalardan ders çıkarılması dileğiyle üçüncü albümün yolu şimdiden gözleniyor.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir