Ana Sayfa / Kitaplar / Chuck Palahniuk ve Keskin Zekası: Dövüş Kulübü

Chuck Palahniuk ve Keskin Zekası: Dövüş Kulübü

”Tanrı’yla bir görüşme yaptım. Arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı. Tanrı bana dedi ki: Niçin?

Niçin bu kadar acıya sebep oldun?

Her birinizin mukaddes, benzeri olmayan bir kar tanesi bulunduğunu anlayamadın mı? Eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi bulunduğunu göremedin mi?

Hepinizin sevginin tezahürleri bulunduğunu anlayamıyor musun?

Karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan Tanrı’ya baktım. Fakat Tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı.

Hepimiz benzeri olmayan değiliz.

Süprüntü ya da pislik de değiliz.

Biz yalnız biziz.

Biz yalnız biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir sebebi yok.

Tanrı diyor ki: ”Hayır, bu doğru değil.”

Peki. O şekilde olsun. Her neyse ne. Tanrı’ya akıl öğretmek bana kalmadı ya”

Muhteşem olamayanların, mükemmellik ile hiçbir bağ kuramayanların verdiği dövüşün kulübü aslen Fight Club.

”Ben pisliğim. Senin ve tüm dünyanın gözünde ben pisliğin, iğrencin, ruh hastasının tekiyim. Nerede yaşadığım, ne hissettiğim, ne yiyip ne içtiğim, çocuklarımın karnını iyi mi doyurduğum ya da hastalandığımda tabip parasını nereden bulduğum senin umurunda bile değil ve evet, aptal, bıkkın ve güçsüzüm; fakat gene de senin çözmen ihtiyaç duyulan bir sorunum” diyebilenlerin kulübü; sabunlar, havalı dövüş sahneleri ve zekice yazılmış birkaç satır show’un bir parçası yalnız; sanki bir data kırıntısı, buz dağının tepesi, minnacık bir data, doğrusu, ağzına çalınan bir bal; resmin gerisini kafanda tamamlıyorsun, tamamlayabilirsen normal olarak.


Alışılmadık bir eseri yorumlarken kaybeden güzellemesi ile mahvetmek istemiyoruz doğal olarak ki, sakın ilişkin olmadığımız bir alana çekme bizi.

Yalnız, hususi bir yapım bulunduğunu düşünüyoruz, bunu anlamalısın.

Onlarca defa izlenebilecek bir film Fight Club.

Değişik çözümlemeler yapılabilecek, her sahnesi ve repliği ezberlenebilecek türden. Birçok sahneye birden fazla yorum getirip David Fincher’in yakalamaya çalmış olduğu bilgileri yakalamak mümkün. Şanslıysanız, hepsini kim bilir.

Bahsettiğimiz ayrıntıları yazıp mevzuyu dağıtmak istemiyoruz, bunu başka bigün konuşabiliriz elbet. Şimdi edebiyat ve beyaz perde evrenlerini kıyaslayarak bir şeyler anlatmak istiyoruz yalnız.

Kitabından uyarlanan filmlerin başarı göstermiş olduğu ender görülmüştür. Fincher’in de Chuck Palahniuk’u sollayamadığını falan düşünüyor olabilirsiniz.

Fakat, tam olarak öyleki değil!

Bambaşka gerçeklikler normal olarak fakat bir The Voice karakteri var ise, orijinal metinlere yaklaşmak daha mümkün oluyor sanki.

Filmimizde de Edward Norton bununla birlikte bir ses karakteri olduğundan yazılı metin hissini yakalayabildiğimizi sanıyor olabilirsiniz.

Sadece itiraf etmeliyiz ki, bırakın aynı hissi yakalamayı  bizce film kitabından oldukca daha başarı göstermiş.

Ilk olarak, dengesi, ayrıntıları iyi ayarlanmış bir kitap değil Dövüş Kulübü.

Karakterler silik ve iddiasız…

Tyler‘ı okurken Brad Pitt kadar kırmızı ceketli ve yakışıklı birini hayal edemiyorsun örnek olarak, havalı bir karakter izlenimi pek olmuyor. Gerçek kimliğinin tamamen zıttı bir zihin düşüncesi yaratabilmek için birkaç kere zorlama satırlar çarpıyor okurun gözüne.

Karakter bölünmesini işlerken bir beceriksizlik hissediyorsun, yetkin olmadığı alanda konuşan birini dinliyorsun şeklinde.

Oldukça sarsıcı bir temeli var aslen kitabın fakat fikrin geliştirilerek bir büyüye dönüştüğünü sezmek pek mümkün değil.

Marla, Helena Bonham Carter kadar sıradışı değil, sinir bozucu, fevri ya da siyah rengi çağrıştırdığını söylemek pek mümkün görünmüyor.

Gerçek karakterimiz Edward Norton kadar sünepe değil, patronundan dayak yediği kısmı canlandıramıyorsun filmdeki kadar güzel bir halde.

Oyuncular filme iyi mi hazırlandı bilemiyoruz normal olarak fakat, bu metin üstüne oldukca kattan oluşan bir bina yapmışlar karakterlerine. Kendileri yükseltmiş her bir katı, başarının arkasında Chuck’ın kaleminden oldukca oyuncuların mükemmelliği yatıyor olabilir.

İzlediğimiz ve fanatik kaldığımız bir gerçeklik var ise bu beyaz perde sanatının yardımıyla özetle.

Kitabın kronolojik sırasındaki hatalar filmimizde yok örnek olarak, Marla’nın söylediği şarkı etkisiz gelmiyor kulağa; Tyler ile seviştikleri sahneden sonraki replik beceriksizce yazılmamış ya da. Kitaptaki etkisi altına alan satırlar film ile beraber sanki daha etkili bir vurgu ile ön plana çıkmış.

Beş yıldızlı bir gösterge hayal edin, kitabın okurken hayal kırıklığı ile beşten üçe kadar düşüyor ve yine toparlanıp dört yıldızda takılı kalıyor şeklinde şeklinde.

Ne kadar kötülesek de, dört yıldız verilebilir beş üstünden, yazarın yakaladığı oldukca keskin bir dünya var bundan dolayı.

Sevişmeyerek türünü tükenmeye mahkum eden her pandanın ve pes edip kendini karaya atan her balinanın, her yunusun alnının ortasına bir kurşun da siz sıkmak istiyorsunuz okurken.

Biz Joe’nin bu ülkede sıkışmış kalmış hayaliyiz ve sabah kalkıp minik hayatımızı yaşamak daha da zorumuza gidiyor her geçen gün.

Sadece peynir satın alıp boktan tv yayınlarını seyretmeye kafi gelecek kadar para kazandıran boktan bir düzenimiz olacaksa, ölürüz daha iyi.

”Hiçbir vakit tamamlanmış olmayayım, nolur.

Hiçbir vakit halimden memnun olmayayım.

Hiçbir vakit kusursuz olmayayım.

Kurtar beni tyler, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar.”

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir