Ana Sayfa / Albümler / Carla Bruni’den Tatlı Bir Cover Albümü: French Touch

Carla Bruni’den Tatlı Bir Cover Albümü: French Touch

2008 senesinde devrin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile evlenerek adını ve güzelliğini tüm dünyaya duyuran Carla Bruni, modellik geçmişinin yanı sıra başarı göstermiş da bir müzisyen. Piyanist bir anne ve besteci bir babanın evladı olarak İtalya’da doğan Bruni, sanatçı kimliğini bu yüzden genlerine de borçlu. Eline gitarını alarak Fransız “chanson” kültürü ve Amerikan “folk” müziğini harmanlayan sanatçı, çoğu zaman aşk ve hüzün üstüne şarkılar yazdı. Bu yüzden de eserleri buram buram Fransız romantikliği kokulu. Hatta neredeyse her parçasında ya “amour” ya da “chagrin” kelimesi geçer. Sadece Bruni, tıpkı “baba torpilli” Charlotte Gainsbourg ve Kanadalı çok büyük beceri Cœur de Pirate benzer biçimde bu klişenin hakkını hakikaten veren “nadir” çağdaş müzisyenlerden biri. Biçim olarak da daha oldukca Brigitte Bardot, Jane Birkin ve Françoise Hardy benzer biçimde ikonların peşinden giden eski First Lady, kariyeri süresince 4 stüdyo albümü yayımladı.

(500) Days of Summer filmindeki otomobil sahnesinde de çalan “Quelqu’un m’a dit”, sanatçının şimdiye kadarki en mühim hiti olarak gösteriliyor. Şarkıyla aynı adı taşıyan ilk albüm ise en mühim eseri benzer biçimde. “Le Plus Beau Du Quartier”“Tout le monde” ve eski sevgilisine ithafen yazdığı “Raphaël” benzer biçimde parçalar da bu albümdeydi. Bu yüzden şarkıcının “Sarkozy periyodu”nden önceki bu eserinin bununla birlikte hala kariyerinin zirvesi olarak görülmesi, bu medyatik siyasal kariyerinin haliyle müzisyenliğini de arka plana attığını kanıtlıyor.

İkinci albümü “No Promises” hariç hep Fransızca albümler icra eden Bruni, 2017 senesinde “French Touch” adlı cover albümüyle yine eski aşkı İngilizce’ye dönüyor. Sanatçı, bu dilde telaffuzda ya da duyguyu aktarmada problem yaşamamış. Sadece gene de Fransızca parçalardaki o hafifçe süratli vokalleriyle beraber sesinin karakteristik hususi durumunun de bu albümde kaybolduğu söylenebilir: Hani bazı hususi müzisyenler radyolarda dinlenildiğinde yalnız ses tonundan bile tanımlanabilir ya, burada o hissiyat kaybedilmiş. Youtube’u açıp bu albümdeki cover parçaların adları aratıldığında ise oldukca daha “örneksiz” işlerle karşılaşmak mümkün. Sadece doğal ki her Carla Bruni albümü benzer biçimde bu kayıt da geride birkaç tatlı iş bırakmayı başarıyor.

“The Winner Takes It All”, bu albümdeki “Fransız dokunuşu” ile beraber ABBA’nın muhteşem pop klasiğinin hakkını verebiliyor. Bilhassa, İsveçli grubun da güzelce ifade edebildiği bir İngilizce düzeyinde yazılmış olduğundan olsa gerek Bruni de bu parçayı söylerken ayrı bir etkisi altına alan. Hatta bir de şarkıcının New York Times’a verdiği son röportajda belirttiği suretiyle bu düzenleme, Sarkozy’nin de -romantik bulmuş olduğu için- albümdeki favori parçasıymış. Kesinlikle de haksız değil. Bunun haricinde, bir Depeche Mode güzelliği “Enjoy the Silence” da aynı şekilde oldukca başarı göstermiş yorumlanmış. Gene her zamanki Bruni havası var: Sakin, yer yer hüzünlü ve derin. Bilhassa orijinal versiyonundaki synth yerine piyano kullanılması şarkıyı oldukca olgun bir halde dolduruyor.

The Rolling Stones klasiği “Miss You” ise kim bilir şarkıcının albümde kendi tarzının karakteristiğine en yakın bir halde uyarladığı parça. Aralara “Tu me manques”ları da serpiştiren müzisyen, ortaya cidden samimi bir yaratı çıkartıyor. Hatta Stones bile Twitter üstünden Bruni’nin bu versiyonunu sevdiklerini belirtmişti. Bu şarkıların haricinde, Lou Reed’in en hususi işlerinden olan “Perfect Day”in de orijinalinden değişik bir halde hafifçe tempolu ve hatta akordeonlu hali de dinleyenler için garip bir tecrübe olmuş.

Bruni, röportajında metal dinleyicisi oğlu için albüme “Highway to Hell”i de koyduğunu söylüyor. Sadece, blues tesirleri de taşıyan bu düzenlemeyle beraber şarkıyı alıp oldukca değişik diyarlara götürmek isterken maalesef o duyguyu dinleyene geçiremiyor. Aynı şekilde The Clash klasiği “Jimmy Jazz” de öyleki. Sanki 13 yaşındaki Japon bir kızın evinde gitarıyla üç akor çalarak cover’ladığı ve hep aynı ses tonuyla şarkı söylediği bir Youtube videosu benzer biçimde. Albümün geri kalanı da aynı şekilde. Netice olarak bu Fransız dokunuşu, ne yazık ki yalnız “fikir olarak” tatlı bir proje. Aslen Paris’ten çıkan 20-21 yaşlarındaki herhangi bir yeni sanatçı için hakikaten oldukca başarı göstermiş bir cover albümü olabilirdi. Sadece, bu şekilde bir kariyeri geride bırakmış bir sanatçı için birazcık “kolaya kaçılmış” bir emek harcama olmuş. Gene de ilk albümünden beri bekleneni veremeyen bir sanatçı için çok da fazla kötü olmayan bir albüm “French Touch”. Albüm turnesi kapsamında da 13 Aralık’ta İstanbul’a gelecek olan sanatçıyı ilk kez devletimizde izleyebileceğiz.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir