Ana Sayfa / Akustik / Bu Yol Onların Hikayesi: MilkyWave Röportajı

Bu Yol Onların Hikayesi: MilkyWave Röportajı

Bir indie grubu olan MilkyWave’le hoş bir röportaj gerçekleştirdik.

Bizlere grup üyeleri hakkında birazcık data verebilir misiniz?

Erdem: MilkyWave dört kişiden oluşmakta. Gitar ve vokalde Erdem Yonar, piyano, synthesizer ve gitarda Cüneyt Çakal, synthesizer ve bas gitarda Emre Şimşekli, elektronik ve akustik davulda Mehmet Akçay diyebiliriz. Aramızdaki küçük yaş farkları ve tüm kafa karışıklıklarıyla müzik hayata geçirmeye çalışan Eskişehirli bir ekibiz. Özetle bu şekilde.

İlk olarak Luna adıyla kurulduğunuzu okuduk. 2012’den 2015’e ne değişti, adınızı ve tarzınızı değiştirmeye iyi mi karar verdiniz?

Cüneyt: Bu durum, doğalında yapmak istediğimize doğru evrildi. Kısaca bu sürecin kaçınılmaz bir sonucu olarak MilkyWave kuruldu diyebiliriz.

Mehmet: Eski solistimizden sonrasında gruba bir süre üç şahıs devam ettik. 2015’te Erdem’in bizlere katılmasıyla adeta okeye dördüncü bulmuşçasına sevinip beste çalışmalarına daha ağırlık verdik. 🙂

Luna olarak Anılar ve Açılır Kanatların adlı iki şarkı çıkardınız. Bu şarkıları başarısız olarak nitelendirmenizin sebebi ne?

Cüneyt: Daha öncesindeki şarkıları başarısızlık diye nitelendirmekten oldukça bir adım olarak görüyorum. Şimdi yaptığımız işler de bir başka adım. Hatta geriye dönerek baktığımda iyi bir işlemden geçtikten ve peşinden standart prosedürler uygulandıktan sonrasında, ülkemiz sınırları içinde “başarıya ulaşmış” olurdu diye düşünüyorum. Doğal olarak bu mühim bir sorun değil artık bizim için.

İlk konser. Eskişehir. Neler hissettiniz?

Mehmet: Eskişehir Peyote’de gerçekleşti. Kendi yaptığın ürünü sunmanın ağırlığı bir başkaymış, sonrasındaki pozitif yönde tepkilerin verdiği haz da öyleki.

Müziğinizin bir esin kaynağı var mı? Var ise kimdir//nedir?

Emre: Geçmiş, şimdi ve gelecek. Yaşanmış vakalar, yaşanamamış olanlar… Kimi zaman yaşanabilme ihtimali olduğu kabul edilen şeyler. Kimi süre da asla gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz güzellikler için içimizde taşıdığınız o çocuksu ümit. Fakat hepsinden ilkin “an”. Kimi zaman bir film. Sözgelişi Imagine! Kimi zaman uzun uzadıya olan muhabbetlerimiz. Yaşadığımız yaşam seçimi… Kent yaşamı…

Şarkı sözleriniz iyi mi ortaya çıkıyor, kim yazıyor bu sözleri?

Mehmet: Hepimizden bir şeyler çıkıyor. Bu tarz şeyleri söz havuzumuzda topluyoruz ve üretim bandındaki son durak olan Erdem’e ulaşıyor. Bununla birlikte en büyüğümüz olarak. 🙂 Sürecin sonunda hep beraber yaptığımız kalite kontrolle beraber laflara son şeklini veriyoruz.

Müziğinizin amacını iyi mi tanım edebilirsiniz?

Emre: Aklıma Alain Corneau‘nun “Tous les Matins du Monde” filmi geldi aklıma bu soruyla beraber. (Tavsiye ederim. İzlemediyseniz kesinlikle izleyin.) Yanılmıyorsam 17. Yüzyılda geçiyordu. Filmimizde bir viyola de gamba icracısının müziğe perspektif, ondan ders almak için gelen ve sonraları talebesi olarak kabul etmiş olduğu bir genç ile olan ilişkileri çerçevesinde bizlere sunuluyor. Müzik nedir? Saray için midir? Duygu bu işin neresinde?… Bu mevzu, pekala içinde bulunduğumuz devrin dinamiklerine bakılırsa de uyarlanılabilir. Yaşadığımız dönem, sanatın icrasının da, üretim aşamasının da epey değişmiş olduğu ve “başarı” faktörünün fazlaca ön plana çıkmış olduğu bir dönem. Eserin büyük başarılara yetişmesi, kalitesinin büyüklüğünden daha mühim bir hal alabiliyor. Kıymetli olan, mühim olan (başarı) karşısında fakirleşebiliyor. Bu büyük bir mesele. Hatta bir insana niçin müzik yaptığını unutturabilecek denli büyük. Bu yüzden toplumdaki yargıların aksine biz kıymetli olanı amaçlıyoruz. Kendimizi gerçekleştiriyoruz… Bunu başka yollardan da yapabilirdik bir ihtimal fakat müzik hayata geçirmeye kabiliyetimiz var.

Cüneyt: “Hepimiz yolunu bulmak için en kıymetli hediyesini kullanır.” diye bir replik geçiyor Bab’aziz filmimizde. Kimi zaman bir tek yaparsın…Zira seviyorsun…

Grubunuzu ve müziğinizi hayatta bir adım öne taşımanıza destek olan etken ya da etkenler nedir?

Cüneyt: Bu işten daha kıymetli meydana getirecek bir şey göremedim hemen hemen kendi adıma. Başkası için anlaşılır olmayabilir, müzik yapmanın neresi bu kadar kıymetli diyebilir. Aslen kıymetli olan müziğin kısaca ortaya çıkmış ürünün kendisi değil bir tek, bir şeyde derinleşmek ve sevmiş olarak yapabilmek.. Toplumsal mutsuzluğa sebep olanlar, bunu asla beceremeyenlerdir. Bu mevzu hakkında bir örnek vereyim. İstanbul’daki sahneye ekip arkadaşlarımızla beraber gittik ve biz sahnedeyken onlar dinleyiciler arasındaydılar. Sahne sonrasında bizlere anlattıklarına bakılırsa, arka basit bir kaç kişinin “Bunlar da bizim benzer biçimde çalışıyorlardır değil mi? Bir işleri vardır kısaca?” şeklinde süregelen konuşmalarına kulak misafiri olmuşlar. Bunu duymak bizi epeyce eğlendirdi fakat bir taraftan da bu cümleler toplumun sevmiş olarak bir şeyler yapmak mevzusundaki şuur dışını yansıtıyor. Bu şekilde bir işin mesai saatleri haricinde yapılabileceği zannediliyor. Sevdiğimiz şey için hayatımızı tümüyle ortaya koyuyoruz biz. Hem bir tek senin sevmen yetmez, onun da seni sevmesi gerekir. Kısaca demek istediğim sevdiğin şeyi yarar ve para için satamazsın, o seni bırakır. Üstüne düşünülmesi ihtiyaç duyulan bir mevzu…

Emre: Kıymetli olanın peşinden gitme arzusu öyleki bir şey ki bu, düzgüsel olarak tanımlanan yaşamın, içinde barındırdığı birçok şeyden feragat ediyorsun, mecburi olarak.

Ülkemizdeki müzik piyasası hakkında neler düşünüyorsunuz?

Erdem: Üstüne söylenecek oldukça şey vardır elbet fakat bu mevzuyu münakaşaya kıymet bulmuyoruz. Değersiz de demiyoruz.

Kendinizi bu piyasada nerede görüyorsunuz?

Erdem: MilkyWave hep üretime, öze kıymet vermeye çalışan olacaktır. Söylenebilen her samimi söz, aktarılabilen her duygunun bir karşılık bulacağına inanıyorum. Bunun piyasada bir karşılığı olsun ya da olmasın. Bununla birlikte MilkyWave attığı adımları ağır ve güvenilir atmaya çalışıyor. Piyasadaki yeri ne olur bunu öngörmek zor.

Mehmet: Bilmiyorum başınıza geldi mi? Hani bir arkadaşınızın asla tanımadığınız başka bir dost grubuyla herhangi bir yerde oturmak zorunda kalmışsınızdır. Grubun muhabbeti sizinle uzaktan yakından alakası yoktur. Tamamen ayrı dünyaların insanlarısınızdır ve “Nereden düştüm ben buraya?” diye sorarsınız kendinize. Hah işte, bizi “Ben gidiyorum, daha çok dayanamayacağım.” noktasında görüyorum. 🙂

Grubunuzda bir şeyi değişiklik yapma olanağınız olsa, neyi değiştirirdiniz?

Emre: Her şey yerli yerinde güzel bence. Şu bir gerçek ki hepimizin artı ve eksileri var. İçinden geçtiğimiz devrin bizlere yansıttığı genel itibariyle negatif etkisinde bırakır söz mevzusu. Zor zamanlardan geçiyoruz. Devamlı tartışıyor ve aslına bakarsan değişiyoruz. Bu durumdan oldukça de memnunuz. Tüm yaşadıklarımızı yaşamamız gerektiği için yaşıyoruz. Haliyle vakalara bakış açımız, duygularımız ve buna bağlı olarak müziğimiz de evrim geçiriyor. Söylediğim benzer biçimde, her şey yerli yerinde güzel.

Çıkacak olan albümünüz hakkında birkaç ön data alabilir miyiz? 

Erdem: Önünde birazcık daha yol var. Hepimizin ara sıra değişen fakat devamlı gelişen fikirleri var. Ve bunlara kulak vermemek de pek mümkün olmuyor, haliyle de bu sürecin uzamasına niçin oluyor.

Cüneyt: Albümün bizim kendimizi ifade mevzusundaki kafa karışıklığımızı yansıtacağına inanırım ve bunu bir zenginlik olarak da görüyorum, doğal olarak bitirebilirsek. İsteğimiz bu yıl içinde tamamlamak. Üstünde oldukça duruyoruz fakat biz değiştikçe şarkılar da şekil değiştiriyor. Bu yüzden buna bir nokta koyabildiğimizde albüm de sonlanmış olacaktır. Benim kişisel kanaatim; her mevzuda değil bir ihtimal fakat ortaya, dikkat çekecek hatta şaşırtıcı işler çıkacağı yönünde.

MilkyWave’e teşekkür ediyoruz ve hayal güçlerinin onları hedeflerine götürmesini diliyoruz.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir