Ana Sayfa / Kitaplar / Aşktan ve Gariplikten Bir Meczup

Aşktan ve Gariplikten Bir Meczup

Oldu da çirkin uyandın bir sabah;
Ne olursa sözüm söz!
Sen güzelene kadar o güneş,
O batıdan batmayacak.

Takvimler Ocak 2011’i gösterdiğinde yaşamımıza deli dolu, birazcık deli, oldukça hissiyatlı, salaş giyimli bir adam girdi. Ilkin şarkılar söylemiş oldu, sonrasında birden oyuncu olarak çıktı karşımıza. Yetmedi resimlerini sergiledi, arkasından zihnini döktü kitapçı raflarına…

Can Bonomo’nun hayatındaki ince noktalara beraber bakalım. Ilk olarak “Bonomo” tahmin edilmiş olduğu şeklinde seçilmiş bir soyisim değil. Gerçek bir soyisim ve Latincede “iyi insan” anlamına geliyor. Çıkış yapmış olduğu yıl oldukça ilgi çeken bu heyecanlı ve genç çocuk aslına bakarsak en zor zamanlarını da sessiz sedasız bu yıl yaşadı.

Her insanın üzerine çelik yelek geçirdiği bir yarası vardır. Dile getirdikçe perçinlenir, sızlar. Bu sebepten olsa gerek ki Can Bonomo’yu hedef alan kurşunların sesini fazlaca azca şahıs duydu, annesini. Çıkış yapmış olduğu yıl, anası Güneş Bonomo kanser hastalığından muzdaripti. Genç müzisyen bu zamanda şarkılarını yazarken kafasının içinde devamlı anası vardı. Dikkatli dinlediğimizde şarkılarında da bunu sezmek mümkün. Bonomo, kendini ifade etmeye başladığından beri almış olduğu her ödülü, yapmış olduğu her şarkıyı ve attığı her büyük adımı 2011’in mayıs ayında meme kanserinden kaybetmiş olduğu annesine ithaf etti.

Yırtık tişörtleri ve dövmeleriyle dikkat çeken sanatçının vücudunda 17 tane dövme var. Doğal ki Bonomo için dövmelerinden en hususi olanı göğsündeki güneş dövmesi. Annesinin adını ilk dövmelerinden biri olarak vücuduna kazıtan sanatçı, annesini kaybettikten bir süre sonrasında da portresini koluna çizdirdi.

“Sana ithaf ettiğim her saz, her çalışında gücüne güç katsın. Kaç şarkı öder borcumu bilmiyorum fakat, yazdığım her sözde birazcık sen varsın.”

Sanatın birçok dalını bünyesinde barındıran, elinden geldiğince sanatını icra eden mütevazi sanatçının bir öteki alanı ise fotoğraf! Hem yazıyor, hem söylüyor, hem de birçok alanda disiplinli bir halde üretiyor. Yetmiyor ona… İçindekileri belli bir amaç uğruna bu şekilde dışa vuruyor.

Can Bonomo, fotoğraf çalışmalarından oluşan “Anachronismus” adlı ilk kişisel sergisini 22 Ekim 2015’te açmıştı. Çalışmalarında dijital baskı, illüstrasyon ve yağlı boyayı kullandı. Büyük ilgi gören sergide, herhangi bir vaka ya da varlığın içinde bulunmuş olduğu süre dilimi ile kronolojik açıdan uyumsuz olması anlamına gelen Anakronizm akımı hakimdi.

”Annem ressamdı. Ben de küçükken fotoğraf kurslarına giderdim. Peşinden üniversitede görsel sanat dersleri aldım. Sergideki resimleri ilkin dijital ortamda tabletlerde çizdim. Sonrasında kanvasa bastım. Peşinden yağlı boya ile renklendirdim.”

Edebiyata düşkünlüğü ise fazlaca başka Bonomo’nun. Söylediğine nazaran annesinin kazandırdığı en güzel alışkanlıklardan biri. En sevilmiş olduğu ozan ise Nazım Hikmet.

Yapmış olduğu yenilikçi işlerle dahi tevazu mevzusunda sınırları zorlayan genç şairin amacı iyi bir ozan olmak, ozan olarak anılmak ve öldüğü süre arkasından “İyi bir şairdi” denmesi. Bizce bunu çoktan başardı bile. Ülke olarak şiire vermediğimiz önemi, Bonomo kalemiyle bambaşka bölgelere getirmek istiyor. Şiire bakış açısını değiştirebilmeyi ve şiir yazan insanların çoğalması için teşvik etmeyi kendine vazife biliyor. Seneler sonrasında ölüp gittiğinde, birkaç sağlam şarkı, birkaç sağlam kitap bırakabilmek için…

Bonomo’nun ”Delirmek Belirmektir” ve ”Şu Sevdalar Tevatürü” adlarında iki şiir kitabı var.

Değmez dedi
Yolunu beklerken içtiğim sigaralar
ve dün geceden arta kalan ne var ise masada
Erken saatte uyandım
Yatak odamın tavanı eğilirken üzerime
Bir saat daha uyudum, bir ihtimal iki
Anlaşılmamak acıktırıyordu insanı
İki gün evvel kalan pizzanın son dilimini ısıtacaktım
Mikrodalga, değmez dedi
Arka koltuğuna kustuğum birçok taksici ve
karşılıksız aşklardan kalan ne var ise elimde
Hepimiz, her şey aynı fikirdeydi
Küçükken dinleyip unuttuğum masalları düşündüm uzun uzun
Fena bigün geçiriyordum, bu fikre alışığım
İçmek için fazlaca erkendi
tekrardan doğmak için fazlaca geç
Başka bir şehirde yaşamak için
Hekim olmak için sözgelişi
Her şeyi bırakıp gitmek için fazlaca geçti
Ya da yine çocuk olmaya karar vermek için
Yeni bölgeler keşfetmek için
Bir daha sevmek için
Seni özlemek için uygun bir zamandı yalnız
Yarım şise viski vardı tezgahın üstünde
Elim kesme bir cam bardağa yürüdü
Bardak, değmez dedi
Seni sevmek seni mutlu etmekti
Seni sevmek geceden kalan viskiyi,
Gündüz gözüyle şişeden içmekti
Şapkamı takıp çıktım evden
Kırık kalpli insanoğlu huzuru denizde arar
Sahiller kandırılmışlar ve aldatılmışlarla doludur bu yüzden
Şimdi bıraksam sulara kendimi,
Karanlığım benden ilkin boğulur dedim içimden
Bir resmini buldum kolayda iç cebimdeydi
Bir banka oturdum
Merhaba dedin yanımda olmayan sen
Gözlerin gene aynı sendi dudakların ve ellerin
Sana en yakın şey
İç cebimde taşıdığım solgun bir resmindi
Seni sevmek yapabilmek değil,
Yapmasını sevmekti
Seni sevmek
Yokuş aşağı hızla giden patlak frenli bir arabanın içindeyken çalan şarkıyı sevmekti
Bir sigara çıkardım paketimden
Gülümsedin aynı kendin şeklinde
Ben de gülümsedim
Seni tekrardan sevebilirdim o anda

Değmez dedi
Banktaydık, oturuyorduk.
O vardı
Ben vardım
O aslına bakarsak en çokta sendin
Ve bunu niçin sonrasında anladım.
Gülümsedim öylesine.
O sen de gülümsedi.
Sahil
Tekrardan aşık olmak için elverişli bir yerdi.
Tam sevecektim seni her yerinden,

Yaşam
“girme o topa”,
“değmez” dedi.

”Her seferinde, asla düşünmeden dünya yerine şiiri seçiyorum. İçinde şiir olmayan hiçbir şey kusursuz olması imkansız.”

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir