Ana Sayfa / Kitaplar / AMİN MAALOUF SEMERKANT ROMANI ÖZETİ

AMİN MAALOUF SEMERKANT ROMANI ÖZETİ

Amin Maalouf Semerkant romanında ne anlatır? Amin Maalouf’un Semerkant romanı geniş özetini aşağıda bulabilirsiniz…

SEMERKANT (AMİN MAALOUF)

KİTABIN KONUSU

Ömer Hayyam’ın Semerkant’a gelişi; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşması.

SEMERKANT ÖZETİ

Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ‘ ın yaşamı ve Rubaiyat’ının öyküsünü özetleyen Semerkant, iki bölümden oluşur.

Ömer Hayyam bilgeliğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm imgesel Semerkant’ı görmek, oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen bazı vakalar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üstüne eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Her insanın takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara karşın tamamlar.

Kitabın ikinci bölümünde de Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu  şaheseri bulmak için birçok sıkıntılı yoldan geçer ve serüven kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur.

semerkantc63d28461b0d0eee3767dc_1356615644

KİTABIN ANA FİKRİ

Tüm zorluklara karşın insanoğlu hayallerini gerçekleştirmelilerdir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ömer Hayyam: Bilge, felsefeci  gökbilimci , matematikçi , her insanın güvenilmiş olduğu, vakalara yansız bakabilen bir kişilik.

Hasan Sabbah: Parlak zeka, araştırmacı , azimli fakat bilgisini ve kabiliyetlerini kötüye kullanan birisi.

Benjamin Omer: Araştırmacı, maceracı ve kendini Rubaiyat’ı bulmaya adayan birisi.

KİTAPTAN

Kimi zaman Semerkant’ta, ağır ve kasvetli bir günün bitiminde, kentin işi olmayan kuvvetsiz ekibi, baharat çarşısının yanı başındaki iki meyhane çıkmazında, Sogd ülkesinin kokulu şarabını içmek için değil, fakat gelen

gideni gözetlemek ya da çakırkeyif bir kaç akşamcıya istila etmek için dolanıp durur. Ele geçirilen şahıs yere serilir, hakaret edilir, baştan çıkartan şarabın kızıllığını ona yüz seneler boyu hatırlatacak olan bir

cehennem ateşine sokulur. İşte Rubaiyat, 1072 yazında, bu şekilde bir vaka üstüne yazılmaya başlandı. Ömer Hayyam yirmi dört yaşındaydı ve bir süredir Semerkant’ta bulunuyordu. O akşam, meyhaneye mi gitmişti yoksa dolaşıp dururken rastlantılar mı onu oraya sürüklemişti? Bilinmeyen bir kenti

arşınlamanın taze hazzı, biten günün binlerce şekil alışına açık gözlerle bakış… Gelincik Tarlası Sokağında bir minik oğlan, aşırmış olduğu elmayı göğsünde tutarak tabanları yağlıyor; çuhacılar çarşısında bir dükkânın içinde, bir kandilin kör ışığında tavla partisi sürüyor, iki zar atışından sonrasında bir sövgü ve

tıkırtılı bir gülüş duyuluyordu. İplikçiler geçidinde ise, katırcının biri çeşmenin önünde durup yüzünü yıkıyor, sonrasında da uyuya kalan çocuğunu öpercesine, dudaklarını uzatıp musluğa eğiliyor, susuzluğunu

giderdikten sonrasında ıslak avuçlarını yüzünde gezdirip şükrediyor, içi boş bir karpuzu yerden alarak su ile dolduruyor ve hayvanının başından aşağıya, o da içebilsin diye boca ediyordu. Tütüncüler Meydanında,

hamile bir karı Hayyam’a yaklaştı. Peçesini açtığında sadece onbeş yaşlarında olduğu anlaşılıyordu. Tek söz etmeden, çocuksu dudaklarında tek gülümseme olmadan, Hayyam’ın elindeki kestanelerden bir kaçını

çalıverdi. Hayyam şaşırmadı. Bu Semerkant’da eski bir inanıştı. Bir anne talibi, sokakta hoşuna giden bir yabancıya rastlarsa, yiyeceğini elinden almak cesaretini gösterebilmeliydi. Böylece, doğacak çocuk, onun kadar yakışıklı, onun şeklinde ince uzun, onun kadar asil ve muntazam hatlara haiz olacaktır. Ömer,

uzaklaşan hanıma bakarken, elinde kalan kestaneleri yemeye devam etti. O sırada duyduğu bir uğultu, hızlanmasına yol açtı. Azca sonrasında kendini, zincirinden boşanmış bir güruhun ortasında buluverdi. Kolları

 

ve bacakları upuzun, beyaz saçları dağılmış bir yaşlanmış, yere serilmiş, çığlıkları hiddet ve korkudan hıçkırığa dönüşmüştü. Gözleriyle yeni gelene yalvarmaktaydı. Zavallının çevresini, yirmi kadar titrek sakallı, sopalı adam almış, azca ötede keyifli bir izleyici kitlesi birikmişti. Aralarından biri, Hayyam’ın kızgın

yüzünü görünce: “Mühim değil, bu Uzun Cabir’den başkası değil” dedi. Ömer sıçradı, bir utanç dalgası gelip boğazında düğümlendi, kendi kendine: “Cabir, Ebu Ali’nin arkadaşı!” diye söylendi. Ebu Ali,

aslen sık rastlanan bir isimdi. Fakat ister Buhara’da olsun, ister Cordoba’da, ister Belh’de olsun, ister Bağdat’ta, adı saygı ile anılırsa, kim olduğu kolaylıkla anlaşılır. Bu, İbn-i Sina’dan başkası değildir.

Batı’da Avicenne diye malum! Ömer onu tanımış değildi. Onun ölümünden onbir yıl sonrasında doğan, fakat onu, kuşağının en büyük ustası, tüm bilimlerin üstadı, Mantık havarisi olarak kabul etmişti. Hayyam

yine söylendi: “Cabir, Ebu Ali’nin en sevilmiş olduğu arkadaşı!” Cabir’i gerçi ilk kez görüyordu fakat, talihsiz yaşamı hakkında bilgisi vardı. İbn-i Sina, Cabir’i kendi halefi sayar, yalnız düşüncelerini sergilemedeki

ataklılığını ve pervasızlığını eleştirirdi. Cabir, bu kusuru yüzünden günlerce hapis yatmış, meydan dayağına çekilmiş, son kamçılanması Büyük Semerkant Meydanında, ailesinin gözleri önünde

gerçekleşmişti. Cabir bu hareketi asla unutmamıştı. Yürekli, gözüpek bir adam iken iyi mi olmuştu da bu şekilde ihtiyara dönüşmüştü? Herhalde karısının ölümü yüzünden! Karısı öldükten sonrasında, yırtık pırtık giysilerle,

sendeleye sendeleye, saçma sapan konuşarak dolaşmaya başlamıştı. Cabir’in peşinden, gülüşüp bağrışan, ellerini çırpan, attıkları taşlarla onun, gözlerinden yaş akıtacak kadar, canını yakan bir çocuk ordusu giderdi.

OKUDUYSANIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN

Uyarı: Sitemizde yer edinen ve alacak yazı, haber, yazı, video, yorum ve tüm mevzular kategoriler tıbbi bilgiler bir tek genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler süre içinde geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer edinen bu bilgiler hiçbir süre doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan meydana getirilen herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan görevli tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum icra eden kişiler, bu ikazları kabul etmiş sayılacaktır. Renkfm isminde herhangi bir bireysel yada kurumsal şirket , siteler ve kişiler ile ilgili en küçük bir bağlantısı , ortaklığı ve benzeri ilişkileri yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir