Ana Sayfa / Konser / 27 Mart Uluslararası Tiyatro Günü Bildirileri – 2018

27 Mart Uluslararası Tiyatro Günü Bildirileri – 2018

 

27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜ KUTLU OLSUN 
Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafınca 1962’den bu yana kutlanan 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nün internasyonal mesajlarında bu yıl mühim bir yenilik var: ITI’nin 70. kurum yılı olan 2018’de, hem tiyatronun hem de ITI’nin kültürler arası niteliğinin altını çizmek amacıyla, Yürütme Kurulu internasyonal mesajın beş UNESCO bölgesinin her birinden birer yazar tarafınca kaleme alınmasına karar verdi. Bölgeler ve yazarlar şu şekilde:

Asya Pasifik Bölgesi: Ram Gopal BAJAJ, Hindistan
Arap Ülkeleri: Maya ZBIB, Lübnan
Avrupa: Simon MC BURNEY, İngiltere
ABD Kıtaları: Sabina BERMAN, Meksika
Afrika: Were Were LIKING, Fildişi Sahili

Uluslararası mesajlar  ITI’nin 70. yıldönümünde 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyoruz.

2018 Dünya Tiyatro Günü Mesajı – Avrupa

Simon McBurney, Birleşik Krallık
(oyuncu, yazar, yönetmen ve Théâtre de Complicité’nin kurucu ortağı)

Şimal Libya’nın Sirenayka sahilinin 800 metre içinde büyük bir mağara bulunuyor. 80 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğinde. Mahalli dilde buraya Haua Fteah deniyor. 1951’de meydana getirilen karbon tarihlendirmesi, burada aralıksız minimum 100 bin senelik bir insan yerleşimi bulunduğunu kanıtladı. Ortaya çıkarılan insan yapımı vasıta gereçlerden biri 40 ilâ 70 bin yıl öncesine ilişkin kemik bir flüttü. Küçükken bunu duyduğumda babama sormuş oldum: “Müzikleri mi vardı?”

Bana gülümsedi:

“Tüm insan toplulukları benzer biçimde.”

Babam ABD doğumlu bir tarihöncesi uzmanıydı, Sirenayka’daki Haua Fteah’da ilk kazıları o yapmıştı.

Bu yılki Dünya Tiyatro Günü’nde Avrupa temsilcisi olmaktan onur ve mutluluk duyuyorum.

1963’te, önceki kuşaktan büyük Arthur Miller, nükleer harp tehdidi dünyayı baskı altında tutarken şu şekilde demişti: “Dış ilişkiler ve politikanın son aşama kısa ve kuvvetsiz kollara haiz olduğu bir dönemde yazmanız istendiğinde, sanatın o duyarlı fakat kimi zaman fazlasıyla uzaklara ulaşabilen kolları, insan topluluğunu bir arada tutma sorumluluğunu yüklenmelidir.”

Drama kelimesi, Yunancada “yapmak” anlamına gelen “dran”dan türemiştir… ve tiyatro kelimesinin kökeni de Yunancada tam karşılığı görme yeri” olan “Theatron” kelimesidir. Yalnız baktığımız değil, gördüğümüz, kavradığımız, anladığımız bir yer… 2400 yıl ilkin genç Polykleitos, büyük Epidaurus tiyatrosunu tasarladı. 14 bin şahıs alabilen bu açık hava alanının şaşkınlık verici akustiği muhteşem. Sahnenin ortasında yakılan bir kibrit, 14 bin koltuğun tümünden duyulabiliyor. Tüm Yunan tiyatrolarına özgü bir halde, oyunculara baktığınız sırada, onların ötesindeki manzarayı da görüyorsunuz. Bu yalnızca yöre halkı, tiyatro ve naturel yaşam benzer biçimde unsurları aynı anda bir araya getirmekle kalmıyor, ek olarak tüm zamanları da bir araya getiriyordu. Oyun, geçmiş efsaneleri o ana taşırken, sahnenin ötesine, şu demek oluyor ki nihai geleceğinize, doğaya bakabiliyordunuz.

Londra’daki Shakespeare’s Globe’un tekrardan inşası sırasındaki en dikkat çekici keşiflerden biri de ne gördüğünüzle ilgilidir. Bu bulgu ışıkla ilgilidir. Hem sahne hem de salon eşit şekilde ışıklandırılmış. Oyuncular ve halk birbirlerini görebiliyor. Devamlı. Baktığınız her yerde insanoğlu var. Bunun neticelerinden biri de şu. Bu bizlere, mesela Hamlet ya da Macbeth’in büyük tiradlarının yalnızca hususi meditasyonlar değil, kamusal tartışmalar bulunduğunu hatırlatıyor.

Net bir halde görmenin zorlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Çevremiz, tarihte ya da tarihöncesinde asla görülmemiş çoklukta kurguyla çevrili. Her “olgu”ya meydan okunabiliyor, her öykü “gerçeklik” iddiasında bulunabiliyor. Bilhassa de bir kurgu, devamlı olarak bizi kuşatıyor. Bizi bölmeyi amaçlayan; bizi hakikaten ve birbirimizden koparmayı amaçlayan bir kurgu. Siz ayrısınız diyen. İnsanlar insanlardan; bayanlar erkeklerden; insanoğlu doğadan ayrıdır diyen bir kurgu.

Sadece bir bölünme ve parçalanma döneminde yaşasak da, bununla birlikte büyük bir hareket döneminde yaşıyoruz. Tarihte asla görülmemiş şekilde insanoğlu hareket halinde; sık sık kaçıyor; yürüyor, gerekirse yüzüyor, göç ediyorlar; dünyanın dört bir yanında. Ve bu bir tek bir başlangıç. Bildiğimiz benzer biçimde, buna verilen tepki, sınırları kapatmak. Duvarlar inşa etmek. Engellemek. Yalnız bırakmak. Duyarsızlığın geçer akçe, umudun kaçak kargo haline geldiği acımasız bir dünya düzeninde yaşıyoruz. Ve bu zorbalığın bir kısmı de bir tek mekânı değil, zamanı da denetim etmeyi kapsıyor. İçinde yaşadığımız süre, şimdiden kaçınıyor. Yakın geçmiş ve yakın geleceğe odaklanıyor. Bende bundan yok. Şunu satın alacağım…

Artık onu aldığıma nazaran, şimdi bir sonraki… şeyi almalıyım. Köklü geçmiş tamamen silindi. Geleceğin hiçbir önemi yok.

Pek fazlaca şahıs, tiyatronun bu durumu değiştirmeyeceğini ya da değiştiremeyeceğini söylüyor. Fakat tiyatro hep burada olacak. Tiyatro bir mekân, hatta şunu da söyleyebilirim, bir sığınak. İnsanların bir araya gelmiş olduğu ve anında topluluklar kurduğu bir yer. Tıpkı daima yaptığımız benzer biçimde. Tiyatro yapılarının tümü ilk insan topluluklarının boyutlarında, 50 kişiden 14 bin kişiye kadar değişiyor. Bir göçer kervanından antik Atina’nın üçte birine kadar.

Ve tiyatro bir tek şu anda, şimdide var olduğundan, o feci süre görüşüne de meydan okuyor. Tiyatronun mevzusu daima şu andır. Anın anlamları oyuncu ve izleyici arasındaki ortak edim içinde inşa edilir. Yalnız burada değil, bu anda. Oyuncunun oyunculuğu olmadan seyirci inanamaz. İzleyicinin inancı olmadan oyun tamamlanmaz. Aynı anda güleriz. Duygulanırız. Soluğumuz kesilir ya da şaşkınlıktan susarız. Ve o anda tiyatro yardımıyla o en temel gerçeği keşfederiz: Aramızdaki en hususi fark diye düşündüğümüz şey, şu demek oluyor ki kendi bireysel bilincimizin sınırı, bununla birlikte sınırsızdır. O, paylaştığımız bir şeydir.

Ve bizi durduramazlar. Her gece yeniden ortaya çıkarız. Her gece oyuncular ve izleyici yeniden bir araya gelir ve aynı oyun yeniden sahnelenir. Şundan dolayı, yazar John Berger’in de söylediği benzer biçimde, “Tiyatronun doğasının derinlerinde törensel bir dönüş duyusu vardır”, işte bu yüzden tiyatro daima mülksüzleştirilmişlerin sanat formu olmuştur. Dünyamızın dağılması sebebiyle de tamamımız o durumdayız. Oyuncuların ve seyircilerin olduğu her yerde, başka hiçbir yerde anlatılamayacak öyküler sahnelenecek. İster büyük kentlerimizin opera binalarında ve tiyatrolarında, ister Şimal Libya ve dünyanın dört bir tarafındaki göçmen ve mültecileri barındıran kamplarda… Bu devamlı yinelenen sahneleme eylemi, bizi hep birbirimize bağlayacak.
Ve eğer Epidauros’da olsaydık başımızı yukarı kaldırıp, bunu daha geniş bir manzarayla iyi mi paylaştığımızı anlardık. Devamlı tabiat ananın bir parçası olduğumuzu ve tıpkı bu gezegenden kaçamayacağımız benzer biçimde doğadan da kaçamayacağımızı anlardık. Eğer Globe’da olsaydık, hepimize ne denli hususi sorular yöneltildiğini görürdük. Ve 40 bin yıl öncesinden gelen Sirenayka flütünü tutsaydık, buradaki geçmiş ve şimdinin bölünemezliğini; insan toplulukları zincirinin tiranlar ve demagoglar tarafınca asla koparılamayacağını anlardık.

Çeviren: Deniz Erbaş

2018 Dünya Tiyatro Günü Mesajı – Afrika

Were Were Liking, Fildişi Sahili
(yazar, ozan, tiyatro yazarı, ressam, yönetmen, oyuncu, rap şarkıcısı)

Bigün

Bir insan aynanın (izleyici) karşısına geçip kendine sorular sormaya,
Bu sorulara cevaplar bulmaya ve gene aynı aynanın (kendi seyircisi) önünde
Kendini eleştirmeye, kendi sorularıyla ve cevaplarıyla dalga geçmeye
Bunlara gülmeye yada ağlamaya, mühim değil, fakat sonunda
Bu soluklanma ânını ve olanağını kendisine tanımış olduğu için
Aynasını (seyircisi) selamlamaya ve kutsamaya karar verir.
Şükran ve saygısını göstermek için eğilerek merhabalar onu.
Benliğinin derinlerinde aramış olduğu Sulh’tı,
Aslına bakarsak kendisiyle ve aynasıyla barışı arıyordu:
O Tiyatro yapıyordu…

O gün konuşuyordu…
Kusurlarını, çelişkilerini ve çarpıklıklarını küçümseyerek,
İnsanlığını kirleten alçaklıklarını
Nice felakete neden olan sahtekârlıklarını
Mimikleri ve vücut büklümleriyle eleştiriyordu,
Konuşuyordu…
Kendini aşmasını elde eden atılımlarına,
Yücelik, güzellik özlemlerine hayranlık duyuyordu
Kendi düşünceleriyle kurabileceği
Kendi elleriyle şekillendirebileceği
Daha iyi bir varoluş, daha iyi bir dünya özlemi…
Bakarken aynadaki aksine, ah eğer isteseydi, dedi
Eğer paylaşsaydılar kendisi ve aynadaki aksi bu isteği…
Fakat biliyor: Onun yapmış olduğu iş Temsil,
Birazcık alay, çokça hayal,
Fakat bununla birlikte zihinsel bir fiil söz mevzusu
Kuruyordu dünyayı ve tekrardan kuruyordu
O Tiyatro yapıyordu…

Suçlayan sözleri ve jestleriyle
Her türlü umudu baltalasa bile
İnandırmaya çalışıyordu var gücüyle
Her şey fakat her şey o akşam, orada olup bitecekti
Onun deli bakışlarıyla,
Tatlı kelimeleri,
Kurnaz gülümsemesi
Tadına doyulmaz mizahıyla
Yaralarken de yaraları sararken de
Olağanüstü bir cerrahi müdahale olan sözleriyle.
Evet, o Tiyatro yapıyordu…

Ve bizde, Afrika’da,
Bilhassa benim geldiğim Kamit  bölgesinde
İnsan her şeyle alay eder, hatta kendisiyle de
Her şeye gülünür, hatta yas tutup ağlarken bile
Toprak bizi hayal kırıklığına uğrattığında
Bineriz tepesine Gbegbe  yada Bikutsi  ile
Ürkütücü masklar yontarız
Glae’ler,  Vabele’ler  yada Poniugo’lar
Döngüleri ve zamanları bizlere dayatan
Değişmez Prensipleri canlandırmak için
Ve kuklalar yaparız
Sonunda Yaratıcılarını temsil edip
Oynatıcılarını da köleleştiren,
Tıpkı hepimiz benzer biçimde.
Ağızlardan dökülen sözlerin
Yelkenlerini şişirerek şarkılar ve zikirlerle
Kutsalı fethe çıktıkları ritüeller yaparız.
O ayinlerdeki danslar esriktir
İman çağrıları ve efsunlu sözler yükselir
Fakat kahkahadan kırılırız gene de
Kutlamak için yaşam sevincini.
Ne kölecilik, ne sömürgecilik asırlarca devam eden
Ne ırkçılık, ne ayrımcılık,
Ne sonu gelmez, adı konmaz ceza çağları
Boğamadı, koparamadı
İnsanlığın Anası ve Babası olan Ruhumuzdan
O yaşam sevincini.
Dünyanın her yerinde olduğu benzer biçimde Afrika’da da
Tiyatro yapılıyor.

Ve İTİ’ye adanmış bu hususi yılda,
Sulh mesajını taşımak suretiyle
Tiyatronun Sulh Mesajını taşımak suretiyle
Kıtamızı temsil ettiğim için
Fazlaca mutlu ve onurluyum.
Şundan dolayı kısa süre öncesine kadar
En minik bir hastalık yada eksiklik hissedilmeden
Dünyanın kolaylıkla gözden çıkarabileceği söylenen bu kıtanın
Haiz olduğu kadim rol bir kez daha teyit edildi
Afrika İnsanlığın Anası ve Babasıdır dendi.
Ve tüm dünya akın ediyor buraya şimdi…
Sonuçta hepimiz huzuru bulmak için
Ana baba kucağına koşar, değil mi?

İşte bu sıfatla tiyatromuz tüm insanları
Ve bilhassa de tiyatro sözünü, düşüncesini ve eylemini paylaşanları
Kendilerine ve birbirlerine her zamankinden daha fazlaca saygı duymaya
Her insanoğlunun içinde daha iyi bir insanlık parçası kazanma umuduyla
En hümanist değerleri öne çıkarmaya çağırıyor:
Bu şekilde bir insanlık aklı ve anlayışı tekrardan başat kılacaktır.
Ve bu, insan kültürlerinin en etkililerinden önde gelen,
Tüm sınırları silen tiyatro ile başarılacaktır…
Tiyatro en diğerkâm kültürlerden biridir, bu sebeple her dili konuşur,
Tüm uygarlıkları kapsar, tüm idealleri yansıtır,
Tüm yüzleşmeler, karşılaşmalar içinde
Aslına bakarsak birbirlerini daha iyi tanımaya,
Rahatlık ve sulh içinde birbirlerini sevmeye çalışan
İnsanlar arasındaki derin birlik duygusunu ifade eder.
Temsil, tiyatronun insanları beraber güldürme ve ağlatma gücünün;
İnsan tekrardan insanlığın en büyük zenginliği olsun diye
Cehaletlerini azaltıp bilgilerini artırma gücünün
Önümüze koyduğu eylemlilik görevine çağırırken bizi, katılıma dönüşür.

Tiyatromuz UNESCO tarafınca onca vazedilen
Tüm bu hümanist ilkelerin, tüm bu yüksek erdemlerin,
Halklar arasındaki tüm bu sulh ve dostluk fikirlerinin
Tekrardan incelenip, tekrardan değerlendirilmesini öneriyor;
Böylece bugün yarattığımız sahne eserlerinde vücut bulacak
Bu fikirler ve ilkeler bizzat tiyatro yaratıcıları için temel bir gereksinim
Ve derin bir fikir halini alırlarsa
O süre yaratıcılar bu tarz şeyleri seyircileriyle daha iyi paylaşacaklardır.

İşte bundan dolayı, Ustamız Kindack  Ngo Biyong Bi Kuban’ın  tavsiyelerini ele alan son oyunumuz “Ağaç Tanrı”da şu şekilde deniyor:
“Tanrı bir Büyük Ağaç gibidir,
Her birimiz, nereden baktığımıza bağlı olarak,
Onun bir tek bir yanını algılayabiliriz:
Ağacın üstünden uçan bir tek yaprakları
Ve mevsimine nazaran, açan çiçekleri yada yetişen meyveleri görür.
Toprağın altında yaşayan kökler hakkında daha çok informasyon sahibidir
Sırtını ağaca yaslayanların bilgisi
Sırtlarındaki histen doğar.
Değişik yönlerden gelenler
Tam karşıdan bakanların erişemeyecekleri şeyleri görebilirler
Bazı ayrıcalıklılar ağacın aslı ile kabuğu arasındaki sırrı çözeceklerdir
Ve bazıları da ağacın iliğindeki en mahrem bilgiye erişeceklerdir
Fakat her birimizin algısındaki yüzeysellik
Yada derinlik ne olursa olsun
Asla kimse, bizzat bu tanrısal ağaca dönüşmediği sürece,
Tüm bu değişik yönleri aniden ve bir arada algılayamaz.
Aslına bakarsanız ağaca dönüştüğünde, insan değilsindir artık.

Dünyanın tüm tiyatroları birbirlerine hoşgörü ile yaklaşıp
Birbirlerini kabul etsinler
Böylece İTİ’nin küresel amacına daha iyi hizmet etsinler
İTİ’nin bu 70. yaş gününde,
Tiyatronun da kuvvetli katkısıyla
Dünyada artık daha fazlaca Sulh olsun.

Çeviren: Ali Berktay

2018 DÜNYA TİYATRO GÜNÜ MESAJI – AMERİKA KITALARI

Sabina Berman. 
Meksika (yazar, oyun yazarı, gazeteci)

Hep beraber hayal edelim.

Bir kabile, havaya fırlattığı minik taşlarla kuş avlamaya iş yapmaktadır. Tam bu sırada dev benzer biçimde bir mamut sahneye girer ve KORKUNÇ BİR HOMURTU çıkarır. Aynı anda ona nazaran küçücük sayılabilecek bir insan da tıpkı mamut benzer biçimde HOMURDANIR. Sonrasında da hepimiz kaçışır.

Bir insan, bir karı tarafınca –onu bir karı olarak hayal etmeyi yeğliyorum– çıkarılan o mamut homurtusu bizi biz meydana getiren şeydir, türümüzün kökenidir: Olmadığı şeyi yansılamak edebilen bir tür. Diğeri’yi temsil edebilen bir tür.

Şöyleki ileri doğru on yada yüz ya da bin yıl gidelim. Kabile artık başka varlıkları da yansılamak etmeyi öğrenmiş. Mağaranın derinliklerinde bir yerde yanan ateşin titrek ışığında dört adam mamut olmuş, üç hanım bir nehri canlandırmakta, öteki erkekler ve bayanlar kuş olmuşlar, cüce şempanze olmuşlar, ağaç, bulut olmuşlar; kabile, sabah çıkılan avı temsil ediyor. Tiyatro kabiliyetleri yardımıyla geçmişi yakalayıp koruyorlar. Bundan daha da şaşırtıcı olan, kabile sonrasında ihtimaller içinde gelecekler hayal ediyor, kabilenin düşmanı olan mamutu haklamanın ihtimaller içinde yollarını deniyor.

Homurtular, ıslıklar, mırıltılar –bu ilk tiyatronun ses öykünmeleri− daha sonraları bir sözel dil oluşturacak. Konuşma dili yazı diline de dönüşecek. Sonrasında tiyatro değişik yollara da girecek, dinsel tören olacak, bigün gelecek beyaz perde olacak.

Fakat sonradan ortaya çıkacak bu daha geç oluşumların hepsinin çekirdeğinde tiyatro var olmaya devam edecek. En kolay temsil biçimi. Tek canlı temsil biçimi.

Tiyatro, ne kadar kolay olursa, bizi insanoğlunun en mükemmel kabiliyetine, Diğeri’ni canlandırabilme kabiliyetine o denli yakından bağlar.

Bugün dünyanın tüm tiyatrolarında insanoğlunun bu görkemli performans kabiliyetini kutluyoruz: Temsil etme ve böylelikle geçmişimizi koruma –ve kabileye daha fazlaca mutluluk ve özgürlük vaat eden ihtimaller içinde gelecekler kurgulama− kabiliyeti.

Bugün insan kabilesi tarafınca alt edilmeleri ihtiyaç duyulan mamutlar nedir? Kabilenin bugünkü düşmanları kimlerdir? Bir eğlence aracı olmanın ötesine geçmek isteyen tiyatro neleri mevzu almalıdır?

Bence en büyük mamut insan yüreklerindeki yabancılaşmadır. Diğeri ile beraber hissetme kapasitemizin yitirilmesidir. İnsanlara ve insan olmayan öteki yaşam formlarına şefkatin yitirilmesidir.

Büyük bir çelişki. Günümüzde, İnsanlığın –İnsan Çağı’nın− vardığı bu son merhalede –insanoğlunun gezegeni en fazlaca değiştiren naturel kuvvet olduğu ve buna devam edeceğinin belli olduğu bu çağda− bence, tiyatronun görevi, insanları mağaranın derinliklerinde temsil vermek suretiyle bir araya getirmiş olduğu zamankinin tam tersi olmalı, bugün tam aksine tabiat ile bağlantımızı kurtarmaya uğraşmalıyız.

Canlı insanların öteki insanların karşısına çıkmasını gerektiren tiyatro, bizi kolay algoritmalar, katıksız soyutlamalar olmaktan kurtarma görevine edebiyattan da, beyaz perdeden da daha uygundur.

Gereksiz her şeyi tiyatrodan çıkartalım. Onu çıplak bırakalım. Şundan dolayı tiyatro ne kadar kolay olursa,  inkâr edilemez tek gerçeği, dönemin içinde var olduğumuzu, etten kemikten yapıldığımızı, göğsümüzde bir yürek attığını, şimdi ve burada olduğumuzu bizlere daha iyi anımsatabilecektir.

Yaşasın tiyatro. En kadim sanat. Şimdinin içinde olmanın sanatı. En mükemmel sanat. Yaşasın tiyatro.
Çeviren: Eray Eserol 

2018 Dünya Tiyatro Günü Mesajı – Asya Pasifik

Ram Gopal Bajaj, Hindistan
(tiyatro yönetmeni, tiyatro ve beyaz perde oyuncusu, akademisyen, Delhi Ulusal Drama Okulu eski direktörü )

Tüm evrimsel hikâyelerin sonunda öğrendiğimiz tek şey; yaşam formlarının sonsuza dek hayatta kalma eğilimi gösterdiğidir. Mümkün olabilse, yaşam, ölümsüzlüğe ulaşmak için süre ve mekânın ötesine yayılma eğilimindedir. Bu süreç devam ederken, yaşam formu, bununla birlikte, evrensel döngüde kendini bozar ve yok eder. Bununla beraber, insanlığın hayatta kalması ve Taş Devri’nin avcı mağara adamından günümüzün Uzay Çağı adamına evrilmesi mevzusundaki tartışmalara sınırlandırmalar getirmemiz gerekiyor. Şimdi her şeye karşı daha mı saygılıyız? Daha mı duyarlı, daha mı neşeliyiz? Bir parçası olduğumuz doğayı daha mı fazlaca seviyoruz?

İnsanoğlunun ilk zamanlarından beri mevcud canlı performatif sanatlar (Dans, Müzik, Oyunculuk/Drama), şimdilerde sesli ve sessiz harflerden oluşan gelişmiş bir dile de haiz olmuştur. Temelde, sesli harf, duyguları yada hisleri ifade eder; sessiz harf ise biçimin ve düşüncenin/bilginin iletişimini sağlar. Matematik, Geometri, Silahlanma ve günümüzde Bilgisayar bunun sonucudur. Dolayısıyla dilin bu evriminden artık geri dönemeyiz. Eğer canlı şov sanatlarının ve (teknoloji dahil) bilgisinin kolektif coşkusu, hiddet, açgözlülük ve kötülükten özgürleştirilmez ve yüceltilmez ise dünyamız varlığını sürdüremez.

Kitle yazışma araçları, bilim ve teknolojimiz bizi iblisler benzer biçimde güçlendirdi. Dolayısıyla tiyatro (biçimi) bugünkü krizin sebebi değildir, bugünkü kriz; içerik, ifade ve kaygı krizidir. Bugünün dünyasının insanına, dünyamızı ve netice olarak “tiyatro”yu kurtaracak varlıklar olarak yaklaşmalıyız. Pragmatik anlamda yapılması ihtiyaç duyulan, oyunculuk sanatının ve (canlı) şov sanatlarının ilk öğretim içinde küçüklere sunulmasıdır. Bu şekilde yetişecek bir kuşağın, yaşamın ve tabiat ananın doğrularına daha duyarlı olacağına inanıyorum. O süre dil üstünlüğü, dünya anaya ve öteki gezegenlere daha azca zarar verebilir. Üstelik tiyatro, yaşamın korunması ve sürdürülmesi için giderek daha mühim hale gelecektir; dolayısıyla, bu kozmik beraberlik çağlarında oyuncu ve izleyici birbirine tehdit oluşturmadan güçbirliği içinde olmalıdır.

Tiyatroyu selamlıyorum ve tiyatronun hem kırsal alanlarda hem kentlerde en temel seviyede, ilk öğretimde yerleştirilmesi ve önünün açılması için dünyaya davet yapıyorum. ‘Nesiller yetiştirilirken Gövde, Dil ve Sevgi Eğitimi Beraber Düşünülmelidir.”

Çeviren : Şeyda Akova Balcıoğlu

Dünya Tiyatro Günü Mesajı 2018-Arap Ülkeleri

Maya Zbib, Lübnan

(yönetmen, oyuncu, yazar, Zoukak Tiyatro Topluluğu’nun kurucularından)
Bu, başka hiçbir seküler etkinlikte görülmeyen bir ruh ortaklaşması, tekrarı mümkün olmayan bir buluşma ânıdır. Bu, paylaşılan bir deneyimin parçası olmak suretiyle bununla birlikte ve aynı mekânda bir araya gelmeye kabul eden bir grup insanoğlunun kolay bir edimidir. Bu, düşünce paylaşımı ve lüzumlu eylemlerin yükünü bölüşmek için yöntemler düşünmek… insanoğlu arasındaki bağlantıları tekrardan kurup, farklılıklar yerine benzerlikleri keşfetmek suretiyle kişilere meydana getirilen bir ortak girişim çağrısıdır. Belirli bir öykü işte bu aşamada evrenselliğin izini sürmeye adım atar… Tiyatronun büyüsü de burada yatar; temsilin kadim özelliklerini tekrardan kazanılmış olduğu noktada.

Diğeri’ne karşı giderek büyüyen bir korku duyulan, yalıtılmışlığın ve yalnızlığın yargı sürdüğü bir küresel kültürde, burada ve şimdi, duygusal olarak bir araya gelmek bir sevgi edimidir. Yaşamın fazlaca süratli akmış olduğu tüketim toplumlarımızda acil hazlardan ve kişilerin kendi arzularını sınırsızca doygunluk etmelerinden uzaklaşıp acil etmemeye; yavaşlamaya, beraber etraflıca ve derin düşünmeye karar vermek, politik bir edimdir, bir diğerkâmlık edimidir.

Büyük ideolojilerin çöküşünün arkasından ve bugünkü dünya düzeni de iflasını onlarca senedir durmadan duyuru ederken, geleceğimizi iyi mi tekrardan tahayyül edebiliriz? Güvenlik ve konfor başat söylemlerin başlıca kaygı ve önceliğini oluştururken, gene de rahatsız edici sohbetlere girebilir miyiz? Ayrıcalıklarımızı yitirmekten korkmadan tehlikeli bölgelere uzanabilir miyiz?
Günümüzde, enformasyonun hızı bilgiden daha mühim, çarpıcı sözler sözcüklerden daha kıymetli ve ceset görüntülerine canlı insan bedenlerinden daha fazlaca saygı duyuluyor. Tiyatro bizlere et ve kandan oluştuğumuzu ve bedenlerimizin bir ağırlığı bulunduğunu hatırlatmak suretiyle burada. Tüm duyularımızı canlandırmak için; ele geçirmek ve tüketmek için yalnızca görme yetimizi kullanmak zorunda olmadığımızı bizlere anlatmak için burada. Tiyatro sözcüklere tekrardan güç ve anlam vermek, sözü politikacılardan geri alıp hak etmiş olduğu yere… düşünce ve münakaşa alanına, kolektif vizyon sahasına koymak için burada.

Tiyatro hoşgörüsüzlüğün ezici cehaletinin ortasında ortak düşünceler için bir alan açarak, hikâye anlatmanın ve imgelemin gücüyle dünyayı ve birbirimizi yeni bakış açılarından görmemizi sağlar. Yabancı düşmanlığı, nefret söylemi ve beyazların üstünlüğünü korumak için çaba sarfeden ırkçı fikir; bu tarz şeyleri utanç verici kılmak ve kabul edilemez saymak için seneler boyu tüm dünyada meydana getirilen çalışmalara, milyonlarca insanoğlunun kendini bu uğurda kurban etmesine rağmen, kolaylıkla tekrardan gündemimize oturduğunda… Buluğluk çağındaki kız ve adam çocuklar, adaletsizliğe ve ırk ayrımına boyun eğmedikleri için başlarına vurulup hapsedildiklerinde…  Akıl hastalığından mustarip şahıslar ve sağcı despotlar gelişmiş paracı ülkelerden bazılarını yönetirken… Nükleer harp iktidardaki çocuk-adamlar içinde sanal bir oyun olarak ufukta belirirken… Mobilite sayıları giderek azalan seçilmiş insanlarla sınırlanırken; sığınmacılar, giderek daha pahalıya mal olan surlarla çevrelenen aldatıcı düşlerin yüksek kalelerine girmeye çalışırken denizlerde ölürken… Medya büyük seviyede satılmışken, dünyamızı iyi mi sorgulayacağız? Tiyatronun samimi ortamı haricinde başka nerede, hep beraber, sevgi ve şefkatle, fakat bununla birlikte zekâ, esneklik ve güçle girişeceğimiz yapıcı bir yüzleşmeyle insanlık durumumuz üstünde tekrardan düşünebileceğiz, yeni dünya düzenini hayal edebileceğiz?

Arap bölgesinden gelen biri olarak sanatçıların işlerini yaparken karşılaştıkları zorluklardan söz edebilirim. Fakat ben imha edilmesi ihtiyaç duyulan duvarlar daima gözle görünür olduğundan kendini ayrıcalıklı hisseden bir tiyatrocular kuşağının parçasıyım. Bu durum bizi elimizdeki imkânları dönüştürmeye, işbirliğinin ve yeniliğin sınırlarını zorlamaya; bodrumlarda, çatılarda, oturma odalarında, sokak aralarında ve caddelerde tiyatro halletmeye, şehirlere, köylere, sığınmacı kamplarına gidip kendi seyircimizi meydana getirmeye sevk etti. Her şeyi kendi koşullarımızda sıfırdan inşa etme, yakamızı sansürden kurtarmak için yöntemler geliştirme, ayrıca da kırmızı çizgileri çiğnemekten ve tabulara meydan okumaktan geri durmama avantajına haiz olduk. Bugün dünyadaki tüm tiyatrocular bu duvarlarla karşı karşıya bu sebeple tiyatroya ayrılan kaynaklar asla olmadığı kadar kıtlaştı ve politik doğruculuk da yeni sıkıdüzen türü haline geldi.

Bundan dolayı, internasyonal tiyatro toplumunun üstlenmesi ihtiyaç duyulan her zamankinden daha mühim bir rol var: Giderek çoğalan, elle tutulan, tutulamayan bu duvarlarla yüzleşmek. Bugün toplumsal ve politik yapılarımızı  dürüstlük ve cesaretle, yaratıcılıkla tekrardan keşfetmek, her zamankinden daha lüzumlu. Yetersizliklerimizle yüzleşmek ve biçimlenmesinde rol oynadığımız dünya için mesuliyet almak adına. Bu dünyadaki tiyatro insanları olarak, bir ideoloji ya da inanç sisteminin peşinden gitmiyoruz, fakat ortak özelliğimiz hakikati tüm biçimleriyle sonsuza dek aramak, statükoyu her daim sorgulamak, baskıcı iktidarlara meydan okumak ve sonuncusu fakat en önemlisi, dürüstlüğümüzü korumak.
Kalabalığız, korkumuz yok ve hiçbir yere gitmiyoruz!

Çeviren: Gamze Varım

 

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKEZ OKUSUN HERKEZ IZLESIN. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir